Bazı insanlar sevgisini büyük sözlerle anlatmaz. Onların sevgisi; sabahın erken saatlerinde başlayan bir telaşta, eve ekmek götürmek için çekilen zahmette, evladının geleceği için yapılan fedakârlıklarda saklıdır. İşte babalar çoğu zaman böyle yaşar: Sessiz, derinden ve karşılık beklemeden…

Babalık; eve getirilen ekmekten, alınan hediyeden veya maddi imkânlardan çok daha derin bir anlam taşır. Bir çocuğun karakterinde, hayata bakışında ve insanlarla kurduğu ilişkide babasının bıraktığı izler vardır.

Bir baba çocuğuna sadece bir isim vermez ve ona bıraktığı en büyük miras çoğu zaman mal-mülk değil; öğrettiği değerlerdir. Bilinçli bir baba çocuğuna önce sağlam bir duruş, güzel bir ahlak ve müspet bir hayat anlayışı bırakır. "Doğru ol", "çalışkan ol", "kimseye haksızlık etme" gibi öğütler, yıllar sonra evladının hayatında bir pusulaya dönüşür.

Babacığım öleli 35 yıl oldu. Koskoca 35 yıl. Ama daha dün gibi. O da çoğu baba gibi erkenden göçüp gitti. Elli dört yaşında…

Nur içinde yatsın.

Evlatlarını sevdiği halde, belki bir kere bile bunu dile getirmedi. Çünkü böyle bir kültürden gelmiyordu.

Bu haliyle…

O da bana çok benzerdi…

Çocuklarının rahat etmesi, benim “okuyup büyük adam” olmam için elinde avucunda ne varsa harcamıştı.

Zaten neyi vardı ki!

Güler yüzü, zengin gönlü, insancıl tavırları ve sevecen yüreğinden başka.

-------------------------------------

Ah babalar ah!..

Her konuda olduğu gibi sevgi anlamında da birçoğunuz hep üvey evlat muamelesi gördünüz.

Anneler günü, büyük törenler, tatlı seremoniler, gösterişli programlarla kutlanırken…

Babalar günü biraz buruk, biraz baştan savma, biraz yüzeysel geçiştirilir hep.

Baba çınar gibidir, derler, meyvesi olmasa da gölgesi yeter, derler…

Baba, aileyi, dış tehlikelere karşı koruyan çelikten bir kalkan gibidir, derler.

Daha çok şey derler de…

Hiçbiri Fatih Kısaparmak’ın o şarkısının eline su dökebilir mi?

Bilmiyorum…

BU ADAM BENİM BABAM

“Bu adam benim babam

Sekiz köşe kasketiyle

Omuzunda sakosuyla hey!

Cebinde yok parası

Bafra’dır cıgarası

Yüreğindedir yarası…

Altı çocuk büyütmüş

Bir işçi maaşıyla

Bu adam benim babam hey!

Ağlama benim babam,

Ağlama naçar babam,

Kara gün geçer babam hey!

Bir kapıyı kapayan,

Gene açar babam

Ağlama benim babam hey!

Bu adam benim babam

Derdi dağlardan büyük

Çaresiz beli bükük hey!

Bir gün olsun gülmemiş,

Rahat nedir bilmemiş,

Gözyaşını silmemiş…

Bir lokma ekmek için,

Kimseye eğilmemiş,

Bu adam benim babam hey!

Her Babalar Gününde, Reşat Nuri Güntekin’in seksen yüz sayfalık o mütevazi kitabını hatırlarım. İlk okuduğumda ağlamıştım. Hadi o zamanlar gençtim, duygusaldım. Geçen yıl okudum, yine gözlerim yaşardı. Adı: ACIMAK.

Bir babanın kızı için neler yapabileceğini merak eden herkes okumalı bence.

21 Haziran Pazar, “Babalar Günü”ydü.

Tüm babalara kutlu olsun!