Bazı tarihler vardır; yalnızca takvim yapraklarında yer almaz, milletlerin hafızasına kazınır. 24 Mayıs'ta Türkiye için işte böyle bir gündür. Her yıl bu tarih geldiğinde, yüreğimizde aynı sızı yeniden canlanır; hafızamız bizi o karanlık güne, 1993’ün acı dolu sabahına götürür.
33 yıl önce, Elazığ-Bingöl karayolunda yaşanan hain saldırı, sadece bir katliam değil; aynı zamanda milletimizin birliğine, kardeşliğine ve geleceğine yöneltilmiş alçakça bir darbe olarak tarihe geçti. Vatan borcunu ödemek üzere yola çıkan, silahsız ve savunmasız 33 Mehmetçik, hain bir pusuda hedef alındı. Onlar henüz hayatlarının baharındaydı; hayalleri, umutları, ailelerine kavuşacakları günler vardı. Ancak karanlık bir zihniyet, bu umutları kurşunlarla söndürdü.
Bu elim saldırıda, aralarında Denizli’mizin evlatları Ahmet Apak, Baki Uludağ, Ercan Çobanoğlu, Mustafa Koçanoğlu, Şeref Tay, Mehmet Öztürk ve Ali Arar’ın da bulunduğu 33 askerimiz ile birlikte, aynı kaderi paylaşan 3 idealist öğretmenimiz şehit edildi. Öğretmenler… Cehalete karşı kalemleriyle mücadele eden, geleceğimizi inşa eden o güzel insanlar da bu karanlığın hedefi oldu. Bu yönüyle 24 Mayıs, sadece bir askeri kayıp değil; aynı zamanda eğitime, aydınlığa ve umuda sıkılan kurşunların da simgesidir.
Aradan geçen yıllar, acıyı hafifletmiyor; aksine, her hatırlayışta daha da derinleştiriyor. Çünkü şehitler yalnızca toprağa verilmez, aynı zamanda geride bıraktıkları annelerin, babaların, eşlerin ve çocukların yüreğine emanet edilir. O emanet, bir ömür taşınır.
İşte bu bilinçle, Denizli’de anlamlı bir anma programı düzenlendi. Güç Birliği Platformu Başkanı Feridun Öztürk öncülüğünde gerçekleştirilen etkinlik, kentimizin birçok sivil toplum kuruluşunun katılımıyla güçlü bir dayanışma örneğine dönüştü. Biz de YörTürk Denizli Şubesi yönetim kurulu üyeleri olarak bu anlamlı buluşmada yer aldık.
Program, duygu yüklü anlara sahne oldu. Şehit aileleri adına yapılan konuşmalar, salonda bulunan herkesi derinden etkiledi. Özellikle Feridun Öztürk’ün konuşması, yalnızca bir anma değil; aynı zamanda bir vicdan çağrısı niteliğindeydi. Ardından konuk konuşmacı Avukat Hayati İnanç’ın sohbeti, acıyı anlamla yoğuran, sabrı ve metaneti hatırlatan bir derinlik sundu.
Duaların edildiği, marşların hep bir ağızdan söylendiği programda, 33 yıl önce yaşanan vahşet bir kez daha zihinlere kazındı. Silahsız askerlere kurşun sıkacak kadar alçalan bu saldırı, terörün ne denli karanlık ve insanlık dışı bir yüzü olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Ancak bu yazıyı yalnızca bir yas metni olarak görmek eksik olur. Çünkü 24 Mayıs aynı zamanda bir hatırlatma, bir uyanış ve bir duruş günüdür. Bizlere düşen; o gün yarım kalan hayatları unutmamak, yarıda kesilen hayalleri yaşatmak ve en önemlisi birlik ve beraberliğimizi her koşulda korumaktır.
Unutmamak… Çünkü unutulan acılar tekrarlanır.
Hatırlamak… Çünkü hafıza, milletlerin en güçlü kalesidir.
Ve sahip çıkmak… Çünkü bu vatan, bedeli en ağır şekilde ödenerek bizlere emanet edilmiştir.
24 Mayıs, sadece geçmişte yaşanmış bir acı değil; bugünümüzü ve yarınımızı şekillendiren bir bilinçtir. Bu bilinçle, şehitlerimizin aziz hatırasına sahip çıkmak, onların bıraktığı mirasa layık olmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Şehitlerimizin ruhu şad, mekânları cennet olsun.