Anadolu toprakları, üzerine basıp geçtiğimiz sıradan bir coğrafya değildir; her karışında bin yıllık bir göçün, köklü bir medeniyetin ve asil bir kanın izleri gizlidir. Geçtiğimiz pazar günü Acıpayam’ın Yazır Mahallesi’nde düzenlenen Yörük Şöleni, işte bu izleri derinden hissettiğimiz, tarihin tozlu sayfalarının canlanıp meydanlara indiği müstesna bir gün oldu.

Yazır’da sadece çadırlar kurulmadı, sazlar çalınmadı; orada asırlardır uyuyan devasa bir çınar, Oğuz boylarının ihtişamı yeniden ayağa kalktı.

24 BOYUN İÇİNDE BİR YILDIZ: YAZIR BOYU
Tarih bilincine sahip her Türk bilir ki, millî kimliğimizin temel taşı Oğuzlar’ın 24 boyudur. Günhan’dan Denizhan’a uzanan bu ulu şecere, Anadolu’nun tapu senedidir. İşte bu 24 boyun içerisinde, her dönemde ağırlığını ve asaletini hissettiren çok özel bir boy vardır: "Yazır Boyu"

Oğuz Kağan Destanı’na ve Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lügati't-Türk’üne baktığımızda, Ay Han’ın soyundan gelen Yazır boyunun kelime anlamı oldukça dikkat çekicidir:

Çok ülkeye hükmeden, yurdu ve töresi geniş olan. Yazırlar, tarih boyunca sadece savaşçı kimlikleriyle değil; teşkilatçı yapıları, adaleti gözeten yönetim anlayışları ve törelerine olan sarsılmaz bağlılıklarıyla bilinirler. Nerede bir Yazır varsa, orada düzen, orada yurt ve orada güçlü bir devlet geleneği vardır.

ACIPAYAM YAZIR KÖYÜ: İSİMDEN ÖTE BİR AİDİYET
Bugün Acıpayam’ın bir mahallesi olan Yazır, sıradan bir yer isiminden ibaret değildir. Burası, yüzyıllar önce Orta Asya’dan kalkıp Anadolu’yu vatan kılan o asil Yazır boyunun bizzat kendi mührünü vurduğu, obasını kurduğu topraklardır. İsimlerini bu köklü boydan alan yerel halk, aslında damarlarında o göçer-konar Yörük ruhunun, o lider ve teşkilatçı karakterin genlerini taşımaktadır. Hafta sonu gerçekleştirilen şölen, bu topraklara ait olan ruhun, aradan geçen asırlara rağmen hiç eskimediğinin en somut kanıtıydı.

ŞÖLENLE YENİDEN YAŞAYAN TARİH
İşte bu derin tarihi arka planla düzenlenen Yörük Şöleni, tam anlamıyla bir "tarihin yeniden yaşatılması" sahnesiydi. Kurulan kıl çadırların gölgesinde, Türk Halk Müziği’nin usta sanatçıları ve ozanların sazından dökülen her namede asırların hikayesi gizliydi. Ozanlar sahnede doğaçlama koçaklamalar söylerken, aslında Oğuzlar’ın destanlarını, Yazır boyunun heybetini günümüze taşıyorlardı.

• "Töre Yaşatıldıkça Millet Var Olur"
• Şenlik alanını dolduran binlerce vatandaşın gözlerindeki gurur, bu toprakların mayasının ne kadar sağlam olduğunu gösterdi. Kültür, sadece kitaplarda yazan bir veri değildir; kültür, Yazır’da olduğu gibi meydanlarda yaşandığı, ozanın teliyle buluştuğu zaman canlıdır.

• Yazır’da yakılan bu Yörük ateşi, 24 Oğuz boyunun kardeşliğini, Yazır boyunun o "yurt kuran" asil karakterini ve unuttuğumuz Yörük kültürünü zihinlerimize yeniden kazıdı. Bu muazzam organizasyona emek veren, geçmişle gelecek arasında köprü olan herkesin yüreğine sağlık.

Unutmayalım; kökü derinde olan çınarlar, rüzgarlarla yıkılmaz. Yazır’ın kökü ulu Oğuz’a dayanıyor; ne mutlu soyunu, boyunu ve töresini yaşatanlara!