Beni de alın koynunuza ne olur hatıralar,
Dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar,
Yeriniz ne yurdunuz ne benden böyle korkunuz ne?
Duyuyorum sesinizi bazen derin bir kuyudan,
Dinliyorum uzakları kalkıp derin bir uykudan,
Beni de alın ne olur kolunuza hatıralar,
Bu ömür tükenecek yolunuza hatıralar.
Selahattin Pınar'ın 'Hisar buselik' şarkısı, Baki Süha Ediboğlu'nun şiirinden bestelenmiş.
Hangimiz dalıp gitmeyiz eski anıların girdabına. İyi, kötü anıların içinde, yüzme bilmeyen biri gibi çırpınmayız zaman zaman.
Peki bizi o eski anılara götüren ipuçlarını nasıl elde ederiz? Bazen çok eski bir tanıdıkla yaptığımız söyleşi, bazen bir mezarlık ziyareti, bazen de bir küçücük fotoğraf.

Küçücük bir öğrenci kimlik kartı geçti elime. Babamın çekmecesinden çıkmıştı. T.C. Maarif Vekaleti Sümer İlkokulu Öğrenci Kimlik Kartı yazılı kapağında. Açtığımda küçücük, siyah beyaz, şipşak bir fotoğraf ve 25 ve 20 kuruşluk damga pulu var sol yanda. Sağ yanda, okulu, sınıfı, numarası, adı soyadı, babasının adı, doğduğu yer, yıl ve onay mührü, imza var. Sümer İlkokulu 3B, okul numarası 159. O günlere dair, silinmiş anıların içinden kalan, okul yolumuz, teneffüslerimiz.
Günlük tutmuyor, günce yazmıyorsak silinip gidiyor beynimizden binlerce anı. Bizi eskilere götüren en iyi malzeme fotoğraflardır şüphesiz. Albümleri karıştırmaya başladık mı saatlerin nasıl geçtiğini anlayamıyoruz? Fotoğraf konusunda ailem çok özeldi. Bebeklikten ve çocukluktan kalma çok fotoğrafım var. Sünnet fotoğrafları, stüdyoda çekilmiş öğrencilik fotoğrafları ve kendi çekildiklerimiz. Anne babamın, komşularımızın, dedelerimizin, ninelerimizin fotoğrafları. Sayfayı her çevirişimizde başka anılar, başka yüzler. Bilgisayarımızda kendi çektiğimiz yüzlerce fotoğraf var. Biliyor musunuz?

Facebook kullanan herkesin bir arşivi vardır. Örneğin benim 2014'ten bu yana tutulmuş ve saklanmış bir arşivim var. Nasıl olur? Diyeceksiniz. Facebook'un anılarına bakıyor musunuz? Bilmiyorum. Ben takip ederim. 2014'te girdiğim uygulamanın bütün fotoğrafları, şiirleri, şarkıları, dergilerde, gazetelerde yazıp paylaştığım öyküler, yazılar her gün karşıma çıkıyor. Gün başka bir güne dönerken 00.00'da saniye aksatmadan ekrana geliyor anılar. 21 Şubat ve 22 Şubat'ın anılarına baktım. Örneğin 21 Şubat 2014'te sarı çiçek fotoğrafı paylaşmışım. 21 Şubat 2015'te Buldan'a gitmişim 8 fotoğraf paylaşmışım.

Enteresandır iki müze gezisi 21 Şubat arası rastlamış. Denizli Lisesi eğitim tarihinin müzesini Halil Dağdaş'la birlikte gezmişiz. Güzel Sanatlar Lisesi eski müdürü ve sanat tarihi öğretmeni Nizami Çubuk arkadaşım bize rehberlik etmiş 21 Şubat 2020'de Bomanti'de Ara Güler Müzesi'nde Sabahattin Ali Sergisi'ni gezmiş ve fotoğraflar çekmişim. Sergide görünen durum bugünleri yansıtıyor adeta. Yok yere cezaevine atılan Sabahattin Ali'nin Silivri mahkumlarından farkı yok. "Babamı ziyarette Paşakapısı Cezaevi'ne nasıl gittik hiç ama hiç hatırlamıyorum. Cezaevi avlusunda üçümüzün birlikte göründüğü iki poz fotoğrafa ne zaman baksam içim feci burkulur. Babamın saçları bembeyaz olmuş, besbelli epey kilo vermişti. O benim tombul babamın beyaz keten elbisesi, üzerinden dökülüyor sanki" Bunlar kızı Filiz Ali'nin yazdıkları.
Sabahattin Ali'nin yazdıklarına bakalım: Üzülecek hiçbir şey yok, her şey düzelir, hele Filiz hiç üzülmesin.
Günümüzle çakışıyor değil mi?
"Eşeği saldım çayıra
Otlaya karnın doyura
Gördüğü düşü hayıra
Yoranın da avradını
...
Kazak Abdal söz söyledi
Cümle halkı dahleyledi
Sorarlarsa kim söyledi
Soranında avradını"
Yukarıdaki dizeler Kazak Abdal'ın Romanya türklerindendir. 17 yüzyılda yaşadığı sanılan bir Alevi Bektaşi halk ozanıdır. Yerici, alaycı tutumu, güldürücü diliyle, yobazlara sofulara kulaktan dolma tutarsız bilgilerle bilgin görünmeye çalışan, cahillere ses kalabalığı ile başkalarının susturmaya çalışanlara, şehirlerinde sataşır, onların olumsuz yanlarını sergiler, aslında şiirleri açıktır. Yoruma gerek duymaz. Yerginin içinde gerçeği sunar. Kimlere çattığını açıkça söyler. Ulaştığımız kaynaklara göre peki şimdi nereden çıktı 'Kazak Abdal' diyeceksiniz?

Kazak Abdal'ın Mezarı Denizli'de. 22 Şubat 2020'de yolumuz Karataş köyüne Kazak Abdal Türbesi'ne düşmüş. Bu türbenin mezarları içinde Pamukkale Turizmin sahiplerinin dedeleri mazlum acı Hüseyin Bababalım'ın da mezarı var. Hacı Mazlum Bababalım birinci TBMM Denizli Milletvekilidir. Atatürk'ün Denizli'ye gelişinde onu karşılayanlardandır.

Facebook'un bana anımsattıkları arasında yine birisi var. 2421 metre rakımlı Bozdağ zirvesine çıkmışız. 21 Şubat 2016 tarihini taşıyor. Soğuk, tipi, rüzgar ve 5 deli kafadar. Yazdığımı unuttum. Yazıları ve öyküleri görünce şaşırıyorum. Facebook anılarında bunu ben mi yazmışım? Diyorum.

Sözün özü bu anılarda bizim tarihimiz gizlenmiş bize bakıyor. Açarsak görüyoruz.
Tabii paylaştıysak bir zamanlar deniz manzaraları, gemiler, Kız Kulesi, Yıldız Parkı, Maçka Parkı, Gülhane Parkı, Çamlık, Recep Yazıcıoğlu Parkı en çok çekip paylaştıklarım.
İstanbul'da sergi salonlarında çekimler yapıp paylaştım çok çok. Ne zaman güzel bir şarkı yaratsam paylaştım Zeki Müren, Müzeyyen Senar, Koray Avcı şarkı ve türküleri.
Facebook'ta hazineler var. Seyirci kalmayıp paylaşım yapanlara. En eski arkadaşlarımızı burada bulmadık mı, yeni arkadaşlıklar kurmadık mı?
Hoşça kalın, dostça kalın, umutsuz kalmayın.