Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu özgün bir destan şairidir. O, şiirlerinde tarihi, destanı, kahramanları ve millî hisleri terennüm eder. Destan onun şiirinin merkezinde yer alır. Gençosmanoğlu, günümüz şiirinin iç bunalımlarına, çatışmalarına, soyut çağrışımlarına uzaktır; onun şiiri millî hafızayı temsil eder. Bu nedenle sesi sade ve gürdür; anlatımında Dede Korkut edasıyla söylenmiş nice destansı tatlar vardır. Gençosmanoğlu, inançla bağlandığı Türk tarihinden destansı kesitler aktarmanın sorumluluğunu üstlenmiş milliyetçi bir şairdir.
Bu inanmışlık ve bağlılık onun bütün şiirlerinde görülür. Gençosmanoğlu’nun şiir kitapları kronolojik olarak Bozkurtların Ruhu (1952), Genç Osman Destanı (1959), Kür Şad Destanı (1970), Malazgirt Destanı (1971), Kopuzdan Ezgiler (1973), Salur Kazan Destanı (1974), Boğaç Han Destanı (1978), Destanlarda Uyanmak (1979), Destanlar Burcu (1988) ve Alp Erenler Destanı (1990) şeklinde sıralanır.
Gençosmanoğlu'nun şiir anlayışını en iyi yansıtan eserlerinden biri Bozkurtların Ruhu'dur. Bu eser, Nihal Atsız'ın "Bozkurtların Ölümü" romanının manzum söyleyişidir. Şair tarih anlatıcısı değildir; tarihi manzum metinlerde resmeden bir söz ustasıdır. Nitekim Gençosmanoğlu, Alp Er Tunga'dan Kürşad'a uzanan tarih çizgisinde, 3 bin yıllık bir maziyi millî bir hikâye olarak ortaya koyar.
Mısraları edebî benzetmelerden uzaktır; kısa, keskin ve emredici ifadeler kullanır. Amaç, estetik manzumeler söylemek değil, destanlarla millî şuur uyandırmaktır. Gençosmanoğlu şiirinde adeta “unutma” diye haykırır:
“Kalk ayağa Türk oğlu,
Bu topraklar uyku sevmez.”
Bu mısralarda çığlığa dönüşen bu çağrı doğrudan okura yöneliktir. Şair "ben"i değil "biz"i ön plana çıkarır. Bundan dolayı onun şiiri millî heyecanı terennüm eden, sesi marşlara ayarlanmış senfonik eserlere benzer. Bu şiirler alt perdeden değil üst perdeden okunması gereken yiğitlik yüklü, millî eserlerdir.
Benzer bir durum Malazgirt Destanı'nda da görülür. Tarih kitaplarında Malazgirt bir meydan muharabesinin adıdır; ama Gençosmanoğlu’nun şiirinde Malazgirt destanı bir girizgâhtır. Alparslan, bu şiirlerde tarihî bir şahsiyet olmaktan çıkar, ideal bir sembole dönüşür. Şiirin ritmi marş temposunda düzenlendiği için yüksek sesle okunması gerekir:
“Kefenim sırtımda,
Duam ordumdur benim.”
Şairin muhayyilesinde savaş askerî bir mücadele olmaktan öteye iman ve irade birlikteliği olarak anlam kazanır. Gençosmanoğlu tarihe kronolojik bir bilgi yığını olarak bakmaz; onu yaşatılması gereken bir şuur olarak görür. Dolayısıyla onun şiiri didaktik değil; hissettirici ve yaşatıcı bir özelliğe sahiptir.
Şair, platonik aşk ve kişisel hüzünlerini şiirinde yer vermez; bu, onun şuurlu bir tercihidir. Çünkü Gençosmanoğlu şiiri toplumsal bir alan olarak görür. “Türk’e ait olan her şeyi şiirin konusu” olarak kabullenir ve bu anlayış onun destanlarının omurgasını oluşturur. Bayrak, at, kılıç, bozkır ve dua gibi semboller bundan dolayı şiirlerinde sıkça yer alır; ancak bunlar şairin sözvarlığında nostaljik objeler değil, tarih şuurunu yansıtan, derin anlamlı kavramlar olarak karşımıza çıkar.
Şairin kahramanlık anlayışı da bu doğrultuda şekillenir. Onun kahramanları mitolojik figürler değildir. Bu durum Kürşad'ın anlatımında açıkça görülür:
“Ölmek kolaydı,
Zor olan Türk kalmaktı."
Dil konusunda Gençosmanoğlu arı Türkçeyi savunur; fakat dili fakirleştirmez:
“At kişnedi,
Bozkır uyandı.”
Bu iki kısa mısra ardında koskoca bir millî kültür birikimini barındırır. Onun şiirinde dil, destansı bir kurgulamanın
semantik bir örgüleme aracıdır.
(Devam edecek)