Durduk yerde Müslüm Gürses’in bir şarkısı dilime düştü. Mırıldandım.

Sonra fark ettim ki bu sadece bir şarkı sözü değil; hayatın gerçekleri.

“Son pişmanlık neye yarar,

Her şeyin bedeli var!

Buraya kadar…”

Düşündüm…

Ağlayan gözün de, gülen yüzün de bir sebebi var. Ama, çoğu zaman bir bedeli de oluyor.

Kimsenin gözyaşı da tebessümü de boşuna değil. Her hâlin ardında bir iz kalıyor.

İnsan doğrunun ne olduğunu bilir de… çoğu zaman yanılır. Yanılması bilmediğinden değil; bildiğini unutmasındandır. Biri hatırlattığında önce susar. Bazen utanır. Bazen de kırgınlığa sığınır.

Yürümek sadece adım atmak mı? Hayır.

Önünü görmeden, yönünü bulmadan yürüyen çabuk yorulur. Yolunu yordamını bilmeden verilen emek insanı bir yere götürmez. O yorgunluk zamanla insanın içine çöker. Her iş kolay değildir; bilerek yapılırsa yük hafifler. Emek kıymetlidir ama tek başına yetmez.

Sahip olduklarımızın elimizden hiç gitmeyeceğini sanırız. Hayat küçük telaşlarla oyalar bizi. Seviniriz, üzülürüz, koştururuz. Çoğu zaman ne istediğimizi tam bilmeden yaşarız.

Bugün elimizde olanın yarın da bizimle kalacağını zannederiz. Bir gün sevinçle karşıladığımızı, ertesi gün yük görür, kurtulmaya çalışırız. Çünkü hiçbir şey bizim istediğimiz gibi sürmez. Her şey gelip geçicidir.

Bahçedeki gülü düşünelim. Önce tomurcuk olur, sonra açar. Bir süre sonra solar. O güzellikten geriye bir şey kalmaz; varsa, sadece hatırası kalır. Bunu bilerek yaşamak gerekir.

İnsan nerede durduğunu bilmeli. Ne ile meşgul olduğunu da. Kişi, sözleriyle ve yaptıklarıyla ölçülür. “Hak terazisi” diye bir ölçü vardır. En ağır gelen kul hakkıdır. Bunu gözetmeyen yanılır. Başkasının payına göz dikerek kazanılan hiçbir şey insana değer katmaz. Cebini doldurayım derken içinin boşaldığını fark etmemek ne büyük bir aldanıştır.

Okumadan, düşünmeden yaşamak mümkün mü? Varsa da bir eksikliktir. İnsanın o hali yerinde saymaktır.

“Bilmemek değil, öğrenmemek ayıp” derler ya…

Bilmeyi istememek, öğrenmemek de insana yakışmaz.

Vicdan, insanın içindeki sestir. Onu duymak için susmayı da bilmek gerekir. Okumayan, düşünmeyen bir süre sonra kendi sesini kaybeder. Ahlak bir günde oluşmaz. İnsan neye inanırsa zamanla ona benzer.

Yapılan hiçbir şey kaybolmaz. İyilik de kalır, haksızlık da. Belki hemen değil ama vakti geldiğinde insanın karşısına çıkar. Herkes unutsa bile içimizdeki o vicdan doğruyu da yanlışı da hatırlatır.

Gün gelir insan kendisiyle baş başa kalır. Dönüp geriye bakar. O zaman “Ben şuydum, ben buyum” demenin bir anlamı kalmaz. Artık söz de mazeret de geçmez. İnsan yalnızca yaptıklarıyla kalır, değerlendirilir.

Hayat bazen kimseye torpil geçmez. Güler yüzünü gösterdiği gün de olur; hesabını sorduğu gün de. Kulağa hoş gelen her söz doğru değildir. Bu yüzden ara sıra durup bulunduğumuz yeri yoklamak gerekir. Hayat biz istiyoruz diye değişmez.

İnsan yerini bildiği sürece ayakta kalır. Fazlasına heves etmek yerine elindekinin kıymetini bilmek çoğu zaman en doğrusudur.

Kendini tartmadan başkasını tartmamak gerekir.

Burada şu atasözünü hatırlatmak isterim:

“Önce iğneyi kendine, sonra çuvaldızı başkasına batır.”

İşin özü budur.

Sözün başında dediğimiz gibi:

Ağlayan gözün de, gülen yüzün de bir bedeli vardır.

Bedel nedir?

Tartışılır ama şunu biliyorum:

Durduğun yeri bilmek…

Gelişigüzel yaşamamak…

Kalbini boş bırakmamak…

Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

Sağlık ve muhabbetle…

İyi haftalar.

ZANNETME

Bir bilinmez yolda yolcu olursan

“Yolculuktan tat alırım” zannetme!

Binbir zahmet verip yola koyulsan

“Her şey yolunda gidecek” zannetme!

Aldanma dünyanın gülen yüzüne

İnanma kimsenin tatlı sözüne

Yerleşirsen hakikatin özüne

“Ettiğim yanımda kalır” zannetme!

Bu dünyanın rengi binbir çeşittir

Gülü varsa dikeniyle birliktir

Yaşadığın hayat bir emanettir

“Bu dünyada kalıcıyım” zannetme!

Hesap günü gelip çattığı zaman

Ne işe yarar ki ardında kalan

Dilin demez olur sözlerin yavan

“Bir söz ile kurtarırım” zannetme!

Amentüdür inancının temeli

Okumalı, cehaleti yenmeli

Öncelikle kul hakkını bilmeli

“Bilmesem de kazanırım” zannetme!

Yusuf KABUKÇU