(Dünden devam)
Dünkü yazımızda yer verdiğimiz genel değerlendirmenin ardından Abdurrahim Karakoç’un Sorgulama şiirini yorumlayabiliriz.
SORGULAMA
“Her şeyi bilirim” diyorsun amma
Birazcık sen seni biliyor musun?
Yemekte, yatakta, sokakta, işte
Dünyanın tadını alıyor musun?
Sütün kaymaklı mı, suyun duru mu?
Sabunun sarı mı, tuzun kuru mu?
Hele bir tarif et genel durumu
Olanlardan memnun oluyor musun?
Sıcakta ciğeri pişeni anlat
Gölgede göbeği şişeni anlat
Menfaat ardından koşanı anlat
Haramdan hisseni alıyor musun?
Eski yurdun, eski köyün senin mi?
Başındaki kurtlu beyin senin mi?
Oynadığın garip oyun senin mi?
El yıkıp, can yakıp gülüyor musun?
Ortaksın hileli yol tutanlara
Kulluğun ucuzdur kul tutanlara
Yakınlığın var mı bal tutanlara
Bol bol parmağını yalıyor musun?
ABDURRAHİM KARAKOÇ
“Sorgulama”, A. Karakoç’un şiiri yalnızca retorik bir alan olarak değil; ahlâkî ve vicdanî bir muhasebe zemini olarak gördüğünü ortaya koyan manzum bir metindir. Şair, şiir boyunca bireyi merkeze alır; ancak bu bireysellik, dar bir içe kapanma değil, toplumsal ve evrensel vicdana açılan bir sorgulama kapısıdır.
Şiirin temel yapısı, doğrudan muhatap alma üzerine kuruludur. Karakoç, okuyucuyu pasif bir izleyici konumunda bırakmaz; onu şiirin içine çeker, sorularla kuşatır ve cevap vermeye zorlar. Bu yönüyle şiir, bir anlatımdan çok vicdanî bir yüzleşme çağrısıdır.
Kendini Bilme ve Yüzleşme
Şiirin ilk dörtlüğünden itibaren temel problem açıkça ortaya konur:
İnsan, gerçekten kendisini tanımakta mıdır?
“Her şeyi bilirim” diyorsun amma
Birazcık sen seni biliyor musun?
Bu soru, bilgi ile bilgelik, anlatım tarzı ile okuyucunun kavrama düzeyi arasındaki farkı görünür kılmaktadır. Şair, bireyin kendi hakkında kurduğu olumlu imajı sorgular; kendini değerlendirme ile gerçek hayat pratiği arasındaki mesafeyi açığa çıkarır. Yemek, yatak, sokak, iş gibi gündelik hayat unsurları özellikle seçilmiştir; çünkü ahlâk, Karakoç’un dünyasında soyut ilkelerle değil, hayatın en sıradan anlarında sınanan bir değerdir.
İnanç–Davranış Tutarsızlığı
İlerleyen dörtlüklerde sorgulama derinleşir; inanç ile davranış arasındaki çelişki ön plana çıkarılır. Karakoç’a göre inanç, sözle ifade edilen bir iddia değil, davranışlarla doğrulanan bir hayat biçimidir. Bu nedenle şair; doğruluk, adalet ve ahlâktan söz ettiği hâlde menfaat uğruna bu değerleri çiğneyen insan tipini eleştirir.
Burada dikkat çekici olan nokta, eleştirinin belirli bir kişi ya da zümreye yöneltilmemesidir. Şair, insanın evrensel zaaflarını hedef alır. Bu yaklaşım, şiiri yalnızca kendi dönemine ait bir taşlama olmaktan çıkarır ve onu zamana dirençli bir ahlâk metni hâline getirir.
Kul Hakkı, Menfaat ve Ahlâk
Şiirin orta bölümlerinde sorgulama, kul hakkı, çıkar ilişkileri ve ahlâkî samimiyet ekseninde yoğunlaşır. “Haramdan hisse almak”, “hileli yollara ortak olmak”, “bal tutup parmağını yalamak” gibi imgeler (imajlar), halk söyleyişinden beslenen güçlü istiareler (metaforlar) olarak karşımıza çıkar. Bu istiareler (metaforlar) sayesinde şiir, soyut ahlâk kavramlarını somut ve çarpıcı bir dile dönüştürür.
Karakoç, ahlâkı idealize etmez; onu gündelik hayatın içindeki sınavlar üzerinden tartışır. Böylece şiir, bireysel vicdan muhasebesinden toplumsal vicdan sorgulamasına doğru genişler.
Ölüm ve Hesap Bilinci
Son dörtlüklerde şiir; sorgulama, ölüm ve hesap günü düşüncesiyle tamamlanır. Dünya hayatının geçiciliği vurgulanırken yapılan hiçbir davranışın karşılıksız kalmayacağı düşüncesi öne çıkar. Bu noktada şiirdeki muhasebe, dünyevî sınırları aşarak uhrevî bir boyut kazanır. Okuyucu, kaçınılmaz bir gerçekle yüzleştirilir: İnsan, eninde sonunda yaptıklarının sorumluluğunu üstlenecektir.
Tema, Dil ve Sanat Özellikleri
Şiirin ana teması kendini sorgulama ve vicdan muhasebesidir. Bu ana temaya bağlı olarak:
* İnanç–amel ilişkisi
* Ahlâk ve samimiyet
* Kul hakkı ve adalet
* Dünya–ahiret dengesi
yardımcı temalar hâlinde işlenmiştir. Tema bütünlüğü şiirin tamamında korunmuş, dörtlükler arasında anlam kopukluğu oluşmamıştır.
Dil sade, açık ve işlevseldir. Üslup didaktik olmakla birlikte emredici değildir; şair, kendini de sorgulamanın içine dâhil eder. Soru cümleleri, hitap unsurları, tezatlar ve tekrarlar şiirin hem anlam derinliğini hem de ritmini güçlendiren başlıca anlatım teknikleridir.
Hece ölçüsü ve dörtlük yapısı, halk şiiri geleneğine bağlılığı pekiştirirken kafiye ve ahenk, anlamı destekleyecek biçimde kullanılmıştır.
Sonuç
“Sorgulama”, Abdurrahim Karakoç’un şiiri, retorik bir söylemin ötesinde ahlâkî ve vicdanî bir sorumluluk alanı olarak gördüğünü ortaya koyan güçlü bir eserdir. Şair, okuyucuya hazır cevaplar sunmak yerine onu kendi gerçeğiyle yüzleşmeye yönlendirir. Bu yönüyle şiir, yalnızca okunacak bir manzume değil, yaşanarak ve düşünülerek yeniden anlamlandırılacak bir metindir. Karakoç’un inancı, dünya görüşü ve sanat anlayışı bu eserde bütüncül biçimde yansıtılmış; şiir, dönemini aşarak evrensel bir nitelik kazanmıştır. Her okunuşta yeni anlam katmanları açan “Sorgulama”, Türk edebiyatında vicdan merkezli şiirin en güçlü örneklerinden biri olarak yerini almıştır. Abdurrahim Karakoç’u saygı ve rahmetle anıyorum.
KAYNAKÇA:
• Tural, Sadık Kemal (1982). Zamanın Elinden Tutmak, Birinci Baskı, Ötüken Yayınevi, İstanbul.
• Kabaklı, Ahmet (1991). Türk Edebiyatı -20. Yüzyıl Türk Edebiyatı Tarihi- C. 4, Türk Edebiyatı Yayınları, İstanbul.
• Doğuş Edebiyat (1983). Abdurrahim Karakoç Özel Sayısı, Yıl:5, Sayı:20, Ankara.
• Akif İnan ile Sohbet (2020). Hazırlayan/Derleyen: Hıdır Yıldırım, EB Yayınları Ankara.
• Abdurrahim Karakoç Belgeseli, Keşke Olmasaydı, Tv24, 03/10 Kasım 2012.