Kapalı eleştiri, bir kişiyi veya grubu doğrudan hedef almadan, belirli davranışları ele alan bir yazı türüdür; burada isimler değil, tekrar eden tutumlar anlatılır.

Buna rağmen bazı okurlar yazıyı okuduktan sonra “Bu beni mi anlatıyor?” sorusunu sorabilir. Bu tepki çoğu zaman yazının niyetinden değil, okurun kendini anlatılan çerçevede görmesinden kaynaklanır. Tıpkı kalabalık içinde yapılan genel bir uyarıya, yalnızca kendini o uyarının muhatabı sayanların dönüp bakması gibi. Mesaj herkese yönelik olsa da kişi onu kendi durumuyla ilişkilendirebilir. Gösterilen tepki, ana düşüncenin genelliğinden değil, bireyin kendini muhatap saymasından kaynaklanır.

İşte bu süreç, kişinin kendi iç dünyasındaki gerilimleri ve algılarını metinle ilişkilendirme biçimiyle belirginleşir. "Yansıtma" olarak adlandırılan bu durum, kişinin kendisine yöneltilmemiş bir tanımı, kendi davranışlarıyla örtüştürdüğünde ortaya çıkar. Yazı doğrudan “sen” demese de, okur kendi iç konuşmasıyla metni kendine yöneltir; duyduğu rahatsızlık, metnin sertliğinden değil, egonun sarsılmasından doğar.

Bir metin, okurun etkin katılımı olmaksızın anlam kazanmaz. Okur, metni bilgi birikimi, deneyimleri, beklentileri ve bakış açısı üzerinden yorumlar. Metin bir durumu tarif eder; okur o tarifte kendini görüyorsa eleştiriyi üzerine alır.

Örneğin bir yazıda, "her konuda fikir beyan eden fakat karar aşamasında geri duran" bir tavırdan söz edilsin. Bu tutumu taşımayan bir okur metni genel bir gözlem olarak okuyacak; aynı davranışı sıkça sergileyen bir başka okur ise kişisel bir çağrışım olarak algılayacaktır. Bu noktada yazının bireysel bir ölçüye göre hazırlanmadığını vurgulamak gerekir. Metin, belirli bir kişiye göre şekillendirilmez; genel bir çerçeve sunar. İşte “elbise” metaforu bu durumu açıklamak için kullanılır: elbise yazıyı temsil eder, tek tek kişilere göre "elbise" dikilmez. Yazar ölçü almaz, prova yapmaz; ortaya konan metin genel bir çerçevedir. Bu çerçevenin okurun üzerine “oturması” veya “dar gelmesi”, yazıdan çok okurun kendisiyle ilgilidir.

Sosyolojik açıdan bakıldığında, bireyler kendilerini ait oldukları grupların normları üzerinden tanımlar. Metin bu normlara dokunduğunda, okur eleştiriyi grup kimliğiyle birlikte algılar ve kolektif bir rahatsızlık duygusu oluşur. Bu durum, politik eleştirilere verilen partizan tepkiler açısından da değerlendirilebilir. Burada karşımıza siyasî fanatizm çıkmaktadır. Kapalı eleştirinin amacının suçlamak değil, görünür kılmak olduğunu şartlanmış kafalara anlatmak gerçekten zordur.

Benzer şekilde, gündelik hayatta da bu mekanizma işler. Örneğin yazıda “her şartta tarafsız kalmayı erdem sanan bir tutumdan" söz edildiğinde, gerçekten mesafeli durabilen biri, bu ifadeyi olumsuz biçimde yorumlamaz. Kararsızlığını "tarafsızlık" olarak adlandıran biri ise bu yorumdan rahatsızlık duyabilir. Genel bir uyarı yapıldığında muhatap olmayanlar yollarına devam eder; bu davranışı sergileyenler ise uyarıyı kendilerine yapılmış gibi algılar. İnsan, kendisini dışarıdan anlatan sözlere kayıtsız kalamaz. İşte bu nedenle, kapalı eleştirinin metin içindeki etkisi buradan doğar.

Sonuç olarak bir metin okura “beni anlatıyor” duygusu hissettirse de, bu durum metnin okuru hedef gösterdiği anlamına gelmez; asıl olan, okurun kendi tutumunu metin aracılığıyla fark etmesidir. Yazar yalnızca yazıyı kurar; metnin kimin üzerine oturduğu okurun okuma sürecinde belirlenir.

Yeni yılın sağlık, mutluluk ve huzur getirmesi dileğiyle kalın sağlıcakla.