Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu, bütün dünya ülkelerine örnek olacak bir mücadeledir.

Ya İstiklal Ya Ölüm parolasıyla çıkılan yolun sonunda Lozan Anlaşması'nda zafere ulaşılmıştır.

"Tam Bağımsızlık" ilkesi, pek çok rejimin yöneticilerinin dilindedir ancak gerçekler çok farklıdır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyeti kurduktan sonra ülkeyi yönettiği 15 yılda bütün dünyaya Tam Bağımsızlığın nasıl olduğunu göstermiştir.

Ülkeler, sınırlarını koruyup kendi içlerinde karar alırken bağımsız davranabilmektedir ancak günümüzün uluslararası sisteminde bağımsız hareket etmek zordur.

Tek başına hareket etmeye çalışan ülkelerin kendilerini geliştirmeleri imkansıza yakındır.

En hassas silahların dahi üretimi bir kaç ülkenin ortaklığıyla yapılmaktadır.

Ülkelerin onurunu koruyarak birbirine bağımlı hareket etmeleri Tam Bağımsızlık ilkesine aykırı olamaz.

Bu ilkeyi zedeleyen en belirgin unsur ekonomik bağımsızlıktır.

Bir ülkenin üretimde tamamen yabancı sermayeye bağlı olması, gerektiğinde finans çevrelerinden para istendiğinde siyasi tavizler söz konusu olabilmektedir.

Özetle, siyasi açıdan söylemlerimiz ne kadar iç politika bakımından gurur okşayıcı olsa da kapalı kapılar ardında finansal pazarlıklar yürüyorsa sözlerin değeri kalmaz.

Ülkemizin gelişimini değerlendirirken üretimin sağlıklı yürümesinden ve kamu harcamalarının kontrolünden taviz veremeyiz.

Yakın çevremizdeki örneklere baktığımızda İran ve Rusya'nın bu konuda sınıfı geçtiğini, inanılmaz oranda ekonomik yaptırıma rağmen toplumu ayakta tutabildiklerini gördük.

Kuzeyimizde ve doğumuzdaki yakın komşularımızdan örnek almalıyız.