Bir toplumu güçlü kılan nedir? Diye bir soru sorulsa; bu kadar geniş kapsamlı sorunun, onlarca farklı cevabı olur. Sadece tek bir cevap istenseydi, cevap toplumsal güven olurdu her halde.

Çevremize baktığımızda; devletin vatandaşa, vatandaşın devlete, komşunun komşuya, kardeşin kardeşe güveninin kalmadığını görürüz. Bireyler ve sosyal gruplar arası güvenin olmadığı toplumlarda; toplumsal güven de yok oluyor. Güven kalmamış ise o toplumda yaşayanlar arasında işbirliği yoktur. İşbirliği yoksa kalkınma, zenginleşme ve huzur da yoktur. Oysaki hayatı nasıl inşa edersek, hayat öyle şekillenir. Güven inşa edilemezse; kalkınma, huzur, barış olmuyor.

İlk çağlardan bu yana toplumlardaki gelişimi ve değişimi incelediğimizde; toplumların ancak birbirlerine güvenerek, işbirliği içinde ilerlediklerini görürüz. Güvenin olmadığı dönemlerde ve ortamlarda kalkınma, ilerleme yok denecek kadar azalmıştır. Aileden aşirete, aşiretten modern devletlere geçiş aşamalarının hepsinde, ötekine duyulan güveni ve işbirliğini görüyoruz.

Modern devletlerde toplumsal güven; kültürel zenginleşme, uzlaşma ve yapılan toplumsal sözleşmelerle güvence altına alınmış. Devletlerin en temel toplumsal sözleşmesi anayasalarıdır. Anayasaya yönetenler de uymak zorundadır. Anayasaya devleti yönetenler uymaz ise başta toplumsal güven yok olur. Güven seçenlerin seçilmişleri, toplumsal kurallar çerçevesinde denetlemesi, hesap verilebilirlik, şeffaflık ve adalet sayesinde yeniden kazanılır.

Toplumsal güvensizlik; sosyal, kültürel, ekonomik sefaleti getirir. Çünkü: Adaletin olmadığı yerde sefalet olur. Güvenin olmadığı toplumlarda, toplumsal yaşam fakirleşir. Toplumun bireyleri fakir ise iş ve organizasyon becerisi, farklı düşünce, sanat, estetik gelişmez. Fakir toplumları kimlikler ve inançlar üzerinden, bölmek kolay olur. Sosyal farklılıklar, kutuplaşmayı körükler.

Kutuplaşma devletin bürokrasisine yansır ise Anayasa Mahkemesi ve AHİM kararlarını tanımayan yargı kurumlarını, yürütme organlarını görürüz. Böyle dönemlerde, toplumsal güvenle birlikte; huzur ve ekonomik kalkınma yok olur. Hele hele anayasaya uyulup uyulmadığını denetleme yetkisi olan hukukçular anayasayı ihlal eder, tanımaz ise o toplumlarda güven hepten yok olur. Sadece toplumsal güven değil sosyal, kültürel, ekonomik değerlerle birlikte, adalet de yok olur. Adaletin olmadığı toplumlar sefaletten kurtulamaz.

Günümüzde, devletlerarası ilişkiler neredeyse günübirlik ilişkilere dönüştü. Uluslararası güven uzlaşmalar, anlaşmalar sayesinde oluşuyor. Anlaşmalara uyulmaz ise sorunlar çözülmüyor, aksine büyüyor. Örneğin dünyada, Paris anlaşmasına uymayan birçok devlet var. Bu durum çevre mücadelesini, küresel ısınma ve iklim mücadelesini olumsuz etkiliyor. Başka bir örnek; kadına yönelik şiddetin önlenmesine dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir. İstanbul sözleşmesinin TBMM’nde onaylanması, imzalanması ve ardından belirli bir süre sonra, tek imza ile iptal edilmesi; toplumsal güveni olumsuz etkilemiştir. Bu olumsuzluk da kadın cinayetlerini etkilemiştir. Sadece 2025 yılı Ekim ayında, otuz dört kadın öldürülmüştür. Toplumsal güven; akıl ile yüreğin, güç ile şefkatin birleştiği liderlik anlayışında, daha sağlam ve kalıcı olur.