Zülfi Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi isimli kitabında şöyle diyor, “ dünyanın en ağır cenazesi, küçük bir çocuğun tabuttur. Hele bu tabut sabah evden beslenme çantasıyla çıkıp bir daha dönmeyen bir çocuğa aitse, o yükü hiçbir omuz taşıyamaz”. 14 Nisan 2026 tarihinde, Siverek ilçesinde bir lisede okulun eski öğrencisi pompalı tüfekle silahlı saldırı yaptı; 16 kişi yaralandı, saldırgan intihar etti. Bir gün sonra Kahramanmaraş’ta bir öğrenci, babasına ait beş ruhsatlı tabanca ile okula gelip, rast gele ateş açarak 9 kişiyi öldürüp, 12 kişiyi yaraladı ve intihar etti. Bu tabutlarının sayılarının artmaması için; ne gibi önlemler alacağız? Okullara kamera takarak, önlem aldık mı diyeceğiz? Kalıcı çözüm olan, toplumu ve çocukları eğitme boyutunu; nasıl hayata geçireceğiz?
Basında 5-6 ay önce gördüğümüz bir fotoğraf yüreğimizi ağzımıza getirmişti. Okuldaki sınıf ın orta yerinde bir çocuk tabutu. 8-9 yaşlarındaki çocuklara bu dünyayı öğretmeden, öbür dünyayı öğreterek; eğittiğimizi zannediyoruz. Okula boş olarak giren tabut, başka bir okulda çocukların cenazeleri ile çıktı. Çocuklarını sınıfta ölümü öğreterek eğiteceğini, hayata hazırlayacağını sanan anlayışla; okullardan tabutların çıkması önlenemez.
Yaşananlar hakkında çok şey söylenecek ve yazılacak. Hepsi de kendi içinde doğrudur da. Sonuç çocuğun eğitimine gelir ve düğümlenir. Bu konuda gerçek uzmanları dinlemek zorundayız. Yazıda bunlardan örnekler vereceğim. Çocuk yetiştirmek sadece büyütmek değil; çocuğu sürekli olarak dinlemek, anlamak ve çocuğu hissetmek gerekir. Çocuklar insanları, öğretmenini, arkadaşlarını sevmeyi evde öğrenir. Saygıyı da okulda pekiştirir. İbni Haldun; Çocuklarınızı terbiye etmeye çalışmayın. Zira zaten size benzeyecekler. Kendinizi terbiye edin yeter” diyor. Aile büyüklerin evdeki davranışları, çocukla kurdukları ilişkinin özü, şekli; çocukları derinden etkiler. Çocuk insanı ve insan olmayı gördükleriyle tanımlar. Çocuk kulaktan değil, gözden eğitilir. Çözüme, çocuktan değil anne-babadan, yani ailelerden başlamak gerekir.
Dr. Atalay Yörükoğlu: “Bana getirilen çocuklarla sadece arkadaş olup, oynadım. Anne ve babalarını tedavi edip geri gönderdim. Çocuğu aile ihmal ediyorsa, okul yalnız ve çaresiz kalır. Okulun çaresiz kaldığı yerde yöneticiler ve toplum sorumludur.” Demişti. Her suç topluma sorulmuş bir sorudur. Sosyal olaylarda yaşananlar tesadüf değil, bir sürecin sonucudur. Zamanında görmezden gelinen davranışların, kurulmamış veya hatalı kurulmuş ilişkilerin. Ya da, çocuğa öğretilen yanlış değerlerin sonucu.
Doğan Çüceloğlu: “Mükemmel değil, merhametli çocuklar yetiştirin. Karıncaları ezmeyen, ağaç dallarını kırmayan, çiçekleri ezip geçmeyen, sevgiyi hissetmeyi ve hissettirmeyi bilen çocuklar.” Diyor. Çiçeği, ağacı, koruyarak yetişmiş çocuk vicdanlı bireyler olur. Çünkü en büyük adalet vicdandır.
Çocuğu yetiştirirken hatasını söylemezsek, şımartırsak, sen özelsin, sen farklısın diye öğretirsek; çocuk sağlıklı bir özgüvene sahip olamaz. Tam tersi narsistik bir kişilikte gelişir. Empati yeteneği kazanamaz, bencil ve kendisinin üstün olduğunu zannederek büyür. Şairin dediği gibi: Kelebeklerin bile çocuklardan uzun yaşadığı bu coğrafyada size hangi şiiri(yazıyı) yazayım.