Geçen hafta sonu Nusaybin Sınır Kapısı’nda yaşananlar, yediden yetmişe hepimizi etkiledi. Bu tür girişimler zaman zaman deneniyor. Terör uzantılarının Türk bayrağını indirmeye kalkışması sıradan bir provokasyon değildir. Bu, bu ülkenin hafızasında yer etmiş değerlere yönelmiş bilinçli bir meydan okumadır. Bilmezler mi ki şanlı bayrağımız, Türk milletinin şerefi ve namusudur. Böylesi bir saldırının karşılıksız kalmayacağı da açıktır.
Bayrağa uzanan bu utanmaz el, kendini bu bayrağın gölgesinde huzurlu hisseden her Türk insanını derinden yaralamıştır. Hedef alınan yalnızca bayrağımız değildir. Bu toprakları vatan bilen, ayyıldızlı al bayrağı kutsal sayan milletimizin ortak hafızasıdır.
Türk bayrağı sıradan bir kumaş parçası değildir. Milletimizin başını dik tutan kutsal bir değerdir. Özgürlüğünün ve varlığının nişanesidir. Mithat Cemal Kuntay’ın yıllar önce dile getirdiği dizeler bu gerçeği en sade hâliyle anlatıyor:
“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır,
Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.”
Nusaybin’de ya da başka bir yerde, Türk’ün kutsalını hedef alanlar büyük bir yanılgı içindedir. Bayrağı indirince bu milleti sarsacağını sananlar, bu toprakların nasıl vatan olduğunu hâlâ kavrayamamıştır. Bu memleketin sınırları masa başında çizilmedi; bedeli kanla, canla, emekle ödendi. Bu vatan için gerektiğinde bedel ödemeye hazır milyonlar vardır. Türk milletinin kanında vatanını koruma içgüdüsü vardır. Bunu temsil eden de şanlı ay-yıldızlı al bayraktır.
Bayrağımız, bu topraklardaki varlığımızın simgesidir. Altında şehitlerin adı, geride kalanların duası bulunur. Ruhunda yarım kalmış vedalar, söylenememiş son sözler gizlidir. Rüzgârını alıp şerefle dalgalandıkça milletimizin gurur kaynağı olmayı sürdürmüştür. Bu millet, bayrağını yerde görmeyi asla tahammül edemez. Ona uzanan kirli elleri her zaman kırmasını bilmiştir.
Tarih boyunca bu milleti bölmek isteyen, bu ülkenin huzurundan, varlığından rahatsız olan hainler çıkmıştır. Yüce Atatürk’ün ifadesiyle, bunlar “gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilir.” Ancak hepsi er ya da geç gereken cevabı almış, hak ettikleri akıbete uğramıştır; uğrayacaktır.
Bayrağımıza yapılan bu alçakça hareket, yıllar önce Kıbrıs semalarında bayrağımızı gönderden indirmeye kalkışan bir Rum’un, ne yaptığını bile anlayamadan bir kütük gibi yere devrilmesini hatırlattı. Devlet aklı ve millet refleksi böyle zamanlarda gecikmeyi kabul etmez. Bayrağa uzanan hain el, mutlaka karşılığını bulmalıdır.
Bayrak şairi olarak tanıdığımız Arif Nihat Asya, aynı isimli şiirinde bu kararlılığı şu dizeyle ne güzel ifade etmiştir.
“Sana benim gözümle bakmayanın
Mezarını kazacağım!”
Bu vesileyle, Kıbrıs’ta bayrağımıza uzanan o kirli eli kıran iradenin sembol ismi Hasan Kundakçı Paşa’yı rahmet ve minnetle anıyorum.
Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy, İstiklâl Marşı’nın son kıtasında bu hakikati şöyle dile getirir:
“Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl…”
Bu dizeler bir temenni değil, bir hatırlatmadır. Bu topraklarda dökülen kanın karşılığı, bayrağın ebediyen göklerde kalmasıdır.
“Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl” mısrasında dile getirilen düşünce bugün de geçerlidir. Bayrağımıza kasteden her girişim, bu milletin istiklâl iradesiyle karşılığını bulacaktır.
Bunu Nihal Atsız’ın diliyle hatırlatmak istiyorum.
“Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur.”

2022 yılının Ekim ayında Kıbrıs’ta, Girne’deki çıkarma gemisi üzerinde nazlı nazlı dalgalanan bayrağımızı izlerken içimi büyük bir gurur kaplamıştı. O an kaleme aldığım dizeleri, bu duygunun bir hatırası olarak paylaşmak istiyorum.
BAYRAĞIMIN GÖLGESİNDE
(Ekim 2022 – Girne)
Bayrağımın gölgesinde
Huzura ererim ben
Nişandır özgürlüğe
Bilirim senin gölgen
Yaşa var ol bayrağım
En güzel sevgisin sen
Senin için bu canım
Feda olsun bu beden
Dalgalandığın yerdir
Benim vatan dediğim
Ay yıldızın, rengindir
Benim gönül verdiğim
Rüzgâr keyfince essin
Bırak ey sevdiceğim
Sen salın nazlı nazlı
Ben sana geleceğim
Ne güzel duruyorsun
Göklere yakışmışsın
Özgürlüğün simgesi
Olmaya alışmışsın
Sen öyle dur göklerde
Rüzgâr seni okşasın
Seni çekemeyenler
Kahrından çatlasın