“Allah indinde dinin adı İslam’dır” akıl sahiplerini kendi istek ve arzuları ile hayırlara, kalıcı güzelliklere sevk eden ilahi bir nizamdır. Bu nizam intizam Allah tarafından oluşturulmuş-tur. İçinde ceza mahrumiyet ve mükâfat vardır.

İlk nebi Âdem As ile bilgilendirme açıklama ve yaşanırlığı gösterilmiştir. Bu konuda zorlama olmamış, zaman içinde vahiy korunamadığı yanında ihtiyaca binaen Allah vahiy ve Elçiler görevlendirilmiş. Genel hatları ile din insanların hayatları için lüzumludur. Bu mevzunun ispatlarından biri de oruç ile alakalıdır. "Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere yazıldığı gibi size de yazıldı (farz kılındı). Bakara 183

Niçin Oruç emrinin öncekilere de yazılmasının hikmeti nedir sorusuna ilim sahipleri şöyle demişler. Oruca teşvikte bulunmak, böylelikle nefse daha kolay ve hoş gelmesini sağlanmış olur. Öncekiler başarmış siz de oruç tutabilirsiniz. Bu nimetten sizlerde istifade edebilirsiniz. Rabbim bizleri bu nimetten mahrum bırakmamış, hamd olsun!

Nasıl bir ruh halimiz olmalı? Her şeyden evvel sevinmeliyiz. Sevincimizi paylaşmalıyız, orucumu tutuyorum demek gibi. İnsan severse o işi yapması zor gelmez, yorulmaz. Oruç başlı başına bir nimettir, insana yapılan bir iyiliktir. Zararı olmayan faydası olan dünya ve ahiret yararı dokunan bir imkândır. İnsan itibar sağlayan bir tarafı vardır. Oruç tutanlar Allah katında kul olarak kazanacakları yeri makamı kim verebilir?

Aferin, beğenilmek ne kadar güzel değil mi? Takdir edilmeyi kim istemez? Ama önce insan olarak biz Allah c.c beğenmemiz gerekir. Sonra davranışlarımızla Rabbimizin beğenisi kazanabiliriz. Bunun için tekrar hatırlatmak gerekirse devamlılık gereklidir

Hicr suresinin son ayetini hatırlayalım. Rabbimiz “ölüm sana gelinceye veya zafer sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et” der. Yani bir devamlılık esasını asıl olduğunu bildirmiş Rabbimiz. Son nefese kadar kazanım ve veya kaybımız söz konusu.

Oruç ayı aynı zamanda Kur’an’ın inmeye başladığı bir zaman dilimi. Orucun bir şükür olduğu ve bu ibadet vesilesi ile Allah’ı yücelttiğimizi, bununla kendimizi değer ve kıymetlendirdiğimizi fark etmeliyiz. Bu davranışımız aylık değil ömürlük olmalıdır.

Bu ayda inmeye başlayan mühim ve büyük haberin bir özelliği de iyiyi kötüden ayırt etme özelliğe sahiptir. Bunun adı “Furkan’dır”. Kur’an’ı Kerimin 25. Suresinin adı da Furkan. Furkan aynı zamanda bu kitap sayesinde güzeli çirkini fark edilmesini sağlayandır.

Furkan aynı zamanda arif kelimesi ile anlaşıldığı zaman daha belirgin bir hale dönüşür. Arif kabiliyetli, meziyet, nur, marifet anlamına gelir ki. Bu özelliğe sahip insanlar mutludurlar. Anlayışlı kabiliyetli yeteneği gelişmesini sağlayan bu fıtri özellik sahibi insan aynı zamanda Kur’an’a tabi olurlar. Ve duruşları devamlıdır.

Âlim ilim sahibi, ilmi ile amel eden, ukala olmayandır. Bu yetenekli insanlar sorun çözücüdür. Âlim olmak için alt yapı lazımdır. Her bir insan bu mevki makama ulaşmaz. Ama ariflerden biri olmak imkânına sahiptir. Sezgi gücü kuvvetli, çok düşünmeye ihtiyaç duymazlar. Neden böyledirler? Çünkü bu tür insanlar Allah ile olan bağı sağlamdır, kopuk bir İslami hayatı olmaz.

Şimdi günümüzde ilim sahibi insanlar kadar ihtiyaç duyduğumuz bir kesim var. İşimiz kolay bilmemiz ve yapmamız gerek Ramazan ayında başlayan bu kitabı hayata taşımak. Okumak anlamak gibi bir gayretimiz olsa yetecek. Bir ayet meali verelim Enfâl 29 ayet. “Ey iman edenler! Allah’a karşı takvalı (duyarlı, saygılı) olursanız sizin için Furkan yaratır. Sizin günahlarınızı örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir”

Neden böyle bir ödül sahibi olmayalım? Allah ile bağımız şekilde kalmaz Rabbimizin maksadını kavrarsak çok şeyler kazanacağımız bir gerçek. Hiç birimiz hatasız kusursuz değiliz. Arif insan ne yapar? Kendisi için istediği güzelliği başkaları için ister. Maddi manevi yardım eder, seyirci kalmaz durumdan vazife çıkarır.