Suriye'de Merkezi Ordu'nun Haseke'den çekilmesiyle önemli bir bölgenin PYD/PKK'ya bırakıldığı anlaşılmış oldu.

Son iki yazımda ayrıntısıyla anlattığım gibi, Suriye sınırımızda önemli bir problem sahası ortaya çıktı.

Buna rağmen zafer çığlıkları kulaklarımızda uğulduyor.

"Bırakalım sevinsinler, nasıl olsa her şey olacağına varır, devletin sorumlu birimleri ellerinden geleni yaptılar, yaparlar" diyebilirsiniz.

PKK terörü konusunda ter dökmüş hatta kan dömüş insanlara bunu anlatamazsınız.

Çünkü bizler bu sorunun gelecek nesillere kalmaması için canımızı ortaya koyduk.

Maalesef Suriye'deki gelişmeler hiç iyi olmadı.

Gelelim İran'da olup bitenlere:

Suriye'de kovulan İran, Lübnan, Yemen ve Somali bölgelerinde eski gücünü kaybetti.

Irak'ta Haşdi Şabi güçleri sağlam duruyor görünse de Suriye'den gelecek tazyik sonrasında Irak'ta tutunamayacağı ortada.

İran'ın dışarıdaki etkisi sönüyor derken kendi içinde ekonomik çöküntü üzerine muhaliflerin sokak eylemleri baş gösterdi.

Amerikan Ordusu Körfez bölgesine uçak gemileriyle yığınak yapıyor.

Yapılan yığınağın ölçüsüne bakıldığında, kara harekatı değil havadan saldırıların olabileceği bekleniyor.

Bütün dünyanın gözü kulağı Trump'ın karar vermesiyle başlayacak muhtemel hava saldırılarında.

Her ne kadar İran, kadim gelenekleri olan bir devlet durumundaysa da son yüz yılda güdümlü ya da darbeler sonrasında gelen otokratik rejimlerle yönetildi

Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra İran'ın tarihine bakacak olursak:

Kaynaklarını bonkörce paylaşan Pehlevi Hanedanı sonrasında güçlü başbakan Musaddık ülke kaynaklarını ele almak istediğinde CIA darbesiyle devrildi.

Şah Rıza Pehlevi, 1953'ten 1979’a kadar ABD yanlısı otoriter bir rejimle ülkeyi yönetti.

Avrupa ülkelerinin desteğiyle şeriatçı Humeyni darbe yaptı ve ülkenin Mollalar tarafından 47 yıldır yönetilmesini sağladı.

Amerika, 1979’dan beri İran rejiminin devrilmesi için elinden geleni yaptı ancak gerek Saddam yönetimindeki Irak'la savaşırken gerek paramiliter güçlerinin girdikleri çarışmalarda İran Rejimi ayakta durdu ve halkın desteğini yitirmedi.

Günümüze gelindiğinde Suriye'den kovulmuş olmanın ve diğer bölgelerdeki etkisinin azalmış olmasının yankıları İran halkının rejime olan güvenini azalttığı aşikar.

Elbette bu durum Trump'ın ilk kez iktidara geldiği 2016'dan beri adım adım gelişti.

Birinci Trump iktidarında Kasım Süleymani'nin suikastle öldürülmesiyle başlayan süreç pek çok İran Devrim Muhafızı komutanı ve Paramiliter güçlerin liderinin yok edilmesiyle devam etti.

Gazze katliamları yaşanırken Hizbullah’ın binlerce mensubuna, İsrail istihbaratı Mossad tarfından cep telefonu, patlatılarak zarar verildi.

Tarihe 12 gün savaşı olarak geçen Haziran 2025'teki İsrail-İran savaşında, Amerikan Ordusu İran'ın sözde nükleer tesislerini bombaladı.

Diğer taraftan İran'la beraber İran'la ticaret yapan şirketlere uygulanan yaptırımlar ekonomik çöküntülere yol açtı.

Bütün bu gelişmeler vatandaşın alım gücünü üç kat aşağıya çekti.

İran'ın çevresinde Azerbaycan, Ermenistan, Afganistan ve Körfez Ülkeleri İran'a karşı mesafeli durumda.

Her zaman kırılgan olan Pakistan, konumunu belirleyecek güçte değil.

Körfez'deki en kuvvetli devlet yani Suudi Arabistan, 1979’dan beri İran'ın rakibi durumunda.

Geriye kalan elle tutulur tek bölgesel güç Türkiye Cumhuriyeti, gelişmeleri endişeyle izleyip konumunu belirlemeye çalışıyor.

Türk Devleti'nin yeri elbette dost ve kardeş İran Halkı'nın iyiliği için durulması gereken yerdir.

Bu ayrıntıları gözetmeden hassasiyete dikkat etmeden yapılan beyanatlar, alıngan yapıdaki İran'ın yöneticilerini bizden uzaklaştırıyor.

Nitekim İran, Suriye'den kovulduğunda zafer tamtamları çalmaya meraklı aklıevveller İran'ın yöneticilerini nasıl kırdıklarını göremediler.

İran'la ilişkilerimizde Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün uyguladığı samimi tutum önemli bir örnektir.

Geçtiğimiz hafta Dışişleri Bakanı Fidan, "Hava saldırısıyla İran'ın yıkılamayacağını, bölgenin yeni bir savaşı kaldıracak hali yok" dedi.

İran'la ABD arasındaki görüşmelerin İstanbul'da yapılması planlanırken, İran bunu kabul etmedi.

Maalesef İran'a bu konuda kızmaya hakkımız yok çünkü müzakere tarihi belirlenirken Cumhurbaşkanımız Suudi Arabistan ve Mısır gezisi yapıyordu.

İran'ın Suriye'den kovulmasında da Körfez ülkelerinin İran aleyhine tutumlarında da Suudi Arabistan'ın parmağı olduğunu dünya biliyor.

Ayrıca Yemen'de İran'a bağlı Husi militanlarıyla savaşan gücün Suudi Arabistan tarafından desteklendiğini de herkes biliyor.

Kesin olan bir şey var: İran'da hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.

Her ne olursa olsun zafer uğultuları çıkaracakları bildiğimiz için şimdiden gelişmeleri ara ara yazmaya devam edeceğim.