Amerika'nın başkanlık seçimleri dört ylda bir iki partinin çekişmesiyle geçer.

Amerikalı seçmenler, ortalama olarak partileri sırayla ikişer dönem yani sekizer yıl iktidara getirir.

Amerika'da seçimlerden iki yıl sonra yapılan ara seçimler de önem arzeder çünkü kongrede çoğunluğu kaybeden başkanlar eli kolu bağlı vaziyette önemli atılımlar yapamaz hale gelirler.

Hatta bu duruma düşen başkanları Topal Ördek diye tanımlarlar.

Bu güne kadar yapılan seçimlerde hep birbirine yakın sonuçlar çıktığı içim yani sonuçları bağımsız ortalama vatandaşları etkileyerek seçim kazandıkları için başkanlar seçimler öncesinde Amerkalıların gururunu olşayacak askeri hamleler yaparlar.

Diğer taraftan seçimi kaybetmiş olanlar, seçimleri etkilemek amacıyla, mevcut başkan hakkında skandallar üretip başkanın azledilmesine varacak davalar açarlar.

Azil süreçlerinde kongre çok yetkili olduğundan ara seçimlerde de çoğunluğu kaybetmek istemezler.

Amerika'nın Viyetnam savaşı devam ederken Çin'i ziyaret eden Cumhuriyetçi Başkanı Nixon, Watergate skandalı sonucu görevinden alınmıştı.

Bill Clinton da Oval Ofis skandalıyla çok sarsılmış dikkatler dağılsın diye Saddam'a saldırmaya yeltenmişti.

Clinton, 1998 ara seçimleri öncesinde Çöl Şimşeği adını verdiği planı uygulayamamış, Aralık ayında Çöl Tilkisi adı altında bir saldırı gerçekleştirmişti.

Clinton'un amacı, iç politikada kendini zorlayan skandalları unutturup siyasi kazanım sağlamaktı.

El Kaide lideri Usama bin Ladin öldürülürken kameralar önünde Obama ve Hillary Clinton, operasyon yönetiyor görüntüsü verdiler ve Obama'nın "Got him!" komutunu sürekli yayınladılar.

Aslında bu durum kendilerinin zor durumda kaldıkları iç siyasette nefes almaları için PR çalışması yani algı yönetimiydi.

Onlar bunu yapadursunlar 11 Eylül 2012'de ABD Libya Büyükelçisi'nin öldürülmesi Obama'nın yaptığı bütün kampanyayı batırmaya yetti.

Bu olaydan sonra Obama, siyasi gücünü toplayamadı ve Bin Ladin'i öldürtürken yanına oturttuğu Hillary Clinton'ı dışişleri Bakanlığı'ndan almak zorunda kaldı.

Uzun zaman sonra topal ördek konumuna gelen Amerikan Başkanı yine Obama'ydı.

Gelelim kendini TV şovmeni olarak tanıtmış olan Trump'a.

Trump beklenmedik şekilde 2016 seçimlerini kazanmıştı ancak ABD seçmeni başkanlara geleneksel olarak verdiği ikinci şansı, ona vermedi.

Trump, Ekim 2019'da IŞİD Lideri Bağdadi'yi öldürttüktrn sonra 3 Ocak 2020'de Kasım Süleymani'yi öldürüp seçimlere hazırlansa da önceki seçim kampanyasında Putin'den destek aldığı yönündeki iddiaları aşamadı ve 2020'de kaybetti.

Demokrat Parti, yaşlı Biden'ın geri çekilmesini geciktirince şansı dönen Trump, güçlü bir şekilde 2024 seçimlerine girdi ve yüksek oy aldı.

Trump mazbatayı almadan var gücüyle Gazze'ye saldıran Netanyahu, bütün dünyanın tepkisini üzerine çekti.

Onunla aynı karede yer alan Trump, aynı tepkilerden nasibini aldı.

Kanada, Grönland ve Ukrayna'da Avrupa'nın aleyhinde hareket eden Trump, geleneksel ABD müesses nizamını savunanlardan çok olumsuz tepkiler alıyor.

Epstein davaları bu Trump'ın olumsuz imajına tuz biber oldu.

Trump, iç politikada, ara seçimler öncesindeki olumsuz algıyı kırmak için Amerika'ya bir zafer yaşatmak istiyor.

Yakın zamanda Amerika, çok uzun zamandır yapmadığı şekilde Körfez'e asker yığdı.

Donanmanın neredeyse yarısını İran'ı vuracak şekilde yerleştirdi.

Trump, bir şeyler koparmadan Körfez'i terk etmeyecektir. Çünkü bu kadar yığınağın bir maliyeti söz konusudur ve sadece caydırma amaçlı olarak bu kadar masraf yapılamaz.

İran'a büyük bir bombalama yapılması en kötü senaryodur. Bunun sonucunda İran halkı diz çökmeyecektir.

Yarım yamalak saldırılar da İran'ın vereceği karşılıklar hesaplanırsa faydadan çok zarar getirir.

En olası hareket, İsrail'in başlatacağı saldırı sonrasında İran'ın İsrail'e zarar vermesi ve Amerika'nın bu durumda devreye girerek İran'ı durdurması gibi görünüyor.

İran'ın durdurulması gibi göstermelik bahanelerle yapılacak saldırı İran'ın hataya zorlanması ve büyük bir darbeyle İran halkının rejimi değiştirecek kalkışmayı başlamasına neden olabilir.

Belki de İran içinden birileri bu tehdidi görüp, Trump'ı tatmin edecek bir enerji anlaşmasıyla savaşı engelleyebilir.

Bu sömürü anlaşmasının da savaş kadar kötü sonuçları olacaktır.

Bizim cephemizden soğukkanlı bir şekilde bakacak olursak, Amerika'nın iç siyasetiyle doğrudan bağlantılı bu muhtemel savaş, sadece petrolü, altını, doları fırlatmakla bize zarar verme potansiyeli taşımaktadır.

Dünyanın en kirli savaşları kötü yöneticilerin iç siyasette söyleyecek söz bulamayınca dışarıda masum insanlara saldırmalarıyla başlayanlardır.

Maalesef dünya, bu kirli savaşlardan oldukça fazlasına şahitlik yapmıştır.

Şimdi de yine maalesef pupa yelken kirli bir savaşa doğru ilerliyoruz.