Günümüz dünyasında güç, artık ordularla değil ekonomik ağlarla kuruluyor. Silahların yerine faizler yükseltiyor; bombaların yerine krediler devreye sokuluyor. “Yeni Dünya Düzeni” bu finansal tahakkümün en rafine biçimidir. Ve ne gariptir ki, bu düzenin mimarları her defasında bunu “muazzez nizam” olarak sunuyorlar. "İnsanlığın refahı, küresel barış ve istikrar" gibi yaldızlı sözlerle insanlığı her gün kandırıyorlar!

Oysa emperyal sistemin temelinde sermayenin mutlak hâkimiyeti vardır. Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası, kredi derecelendirme kuruluşları, enerji kartelleri hep küresel sermayeye hizmet ederler. Farklı maskeler altında insanlığın küresel sömürüye bağımlılığını yönetme işlevini görürler. Bir ülke millî ekonomisini korumaya kalktığında “serbest piyasa ilkelerini çiğniyor” diye suçlarlar; faiz lobilerine boyun eğdiğinde ise “istikrarlı ve güvenilir bir partner” diye ilan ederler! Bu netameli durum, modern çağın çok karmaşık, çok özel bir sömürü biçimidir.

Eskiden emperyal devletler yoksul ve zayıf ülkeleri işgal ederlerdi. Bugün yöntem değişti, önce kredi verip devletleri borçlandırıyorlar, sonra fakir ülkelerden bu borcu faizi ile geri istiyorlar. Eskiden madenleri sömürürlerdi; şimdi enerji hatlarını “uluslararası güvenlik projesi” adı altında kontrol ediyorlar. Tüm bunlar gerçekleşirken sömürü sisteminin üzerine “muazzez nizam” etiketi yapıştırıyorlar. Bu sözde "muazzez nizam", sanki dünyanın istikrarını, refah ve huzurunu, finansal barışını sağlıyormuş gibi göz alıcı ambalajlarla pazarlanıyor.

"Muazzezlik” kavramı, aslında bir ekonomik itaat ideolojisidir. Sermaye merkezleri, küresel finans ağlarını yönetirken “ahlakî" ve “insanî” kavramları kullanırlar. Yeşil enerji, dijital dönüşüm, sürdürülebilir kalkınma gibi kulağa hoş gelen söylemler, çoğu zaman küresel efendilere bağımlılığın yumuşak halkaları olarak kullanılır.

Oysa gerçek nizam, üretimin hakça bölüşülmesine dayanır. Maalesef bugünün küresel sistemi, üretmeden tüketen, üretirken yoksullaşan ülkeler yaratıyor. Küresel sömürü üzerine kurulan bu ters orantı, emperyalizmin yeni formülüdür. “Muazzez nizam” ise onun propaganda yüzüdür.

Türkiye gibi ekonomisini yeni düzeltmeye çalışan ülkeler için asıl mesele, bu finansal tahakkümün dışında bir denge kurabilmektir. Çünkü emperyal sistemin en büyük korkusu, bağımsız ekonomik iradenin kalkınmakta olan ülkelere hâkim olmasıdır. Enerjide, savunmada, teknolojide kendi kararlarını alabilen ülkeler, “muazzez nizam”ın boyunduruğunu kırmaya çalışan ülkelerdir.

Bu bağlamda dünyada yaşanan son olayları iyi analiz etmek gerekir. Dengelerin bozulmasını istemeyen emperyaller, Hindistan'ı Pakistan gerginliği ile yeniden Batı blokuna çekmek istiyorlar. Hindistan, Batı blokuna geri dönerse bu kendi başına olmaz; bu konuda Rus-Hint ilişkilerinin göbekten birbirine bağlı olduğu göz ardı edilmemelidir.

Gazze görüşmeleri öncesinde Trump'ın İran'ı masaya davet etmesi de aynı oyunun bir parçası gibi görünüyordu. Ülkedeki iç dinamikleri harekete geçirerek İran'ı yumuşatmaya çalışıyorlar. Beri tarafta ise ABD, mezhepleri kullanarak Afganistan'a yeniden dönmek istediğini belli ediyor. Çünkü Çin'i kontrol etmek istiyorlar. Nepal'de çıkan çatışmaları da bu doğrultuda okumak gerekir.

Sonuç gayet açıktır. Bugün “yeni dünya düzeni” olarak sunulan sistem, aslında çıkar ağlarının merkezileşmiş hâlidir. Gerçek “nizam” ise bu zinciri kırabilecek olan güçte saklıdır. Çünkü gerçek nizam, sermayeye değil vicdana, faize değil adalete, tüketime değil insan onuruna dayanır. Bu nizamın kurulup kurulamayacağını insanlık bekleyip görecektir. Geleceğin insanlık adına hayırlara vesile olmasını dileyelim. Kalın sağlıcakla.