Dil ağrıyan dişe değermiş. İntiharlar toplumun, ağrıyan dişlerinden birisi haline geldi. Bu nedenle yazımızın konusu intihar. 19.12.2025 tarihinde gazetede üzücü bir haber, “Denizli’de 24 saatte 3. intihar! 33 yaşında iki çocuk annesi kadın, ormanda canına kıydı. Kentte dün de 15 yaşındaki bir kız çocuğu ile 26 yaşındaki bir tıp öğrencisi yaşamına son verdi.” Yazımız daha bitmeden, gazetelerde yeni bir üzücü haber daha, “iki çocuk babası Altındere Mahallesi’nde kendisini ağaca asarak intihar etti”. 2024 yılında Denizli’de 24 kişi intihar etmiş iken, 2025 yılında son iki ayda, 29 kişi intihar etmiş. İntihar vakaları birbirini tanımayan insanların, aynı zaman aralığında toplu intiharına dönüştü.

Türkiye genelinde 2002 yılında 2301 kişi intihar ederken 2024 yılında 4460 kişi intihar etmiş. 2002 yılında her yüz bin kişide 3,5 olan intihar oranı, 2024 yılına gelindiğinde 5,2’ye yükselmiş. Yılsonuna geldiğimiz şu günlerde, 2025 yılı istatistikleri yeni yayınlanacak.

Günümüzde, hayatın gerçeklerle ilişkisi sorunlu. Bu genel sorunla birlikte, insanların hayatlarında baş edilemez, özel sorunları da var. İnsanlarımız bu kadar yalanın içinde, gerçek arıyor. Aradığını bulamayanlar yalnızlaşıyor, psikolojik sıkıntılara giriyor; sonuç bazılarımızı İntihara sürüklüyor. İntihar, bir bireyin neticesinin ölüm olacağının bilincinde olarak, kendisinin ölümüne yol açacak bir eylem yapması. Bireyin bilerek ve isteyerek kendi hayatına son vermesi. Bireyin kendisine yönelik bir saldırganlık hali olan intihar davranışı; her yaştan, her cinsten, her sosyal guruptan olan kişileri etkilemekte. “İnsanın canı boş yere yanmaz; ya bir eksiklik vardır geleceğe dair, yada bir fazlalık vardır geçmişten gelen, diyor, Fuzuli.”

Her olayın temelinde sosyal, kültürel, ekonomik ve psikolojik sebepler var elbette. Vakaların ilimizde bu kadar artmasından; sorunların gün geçtikçe çoğaldığını, derinleştiğini, sorunların baş edilemez boyutlara ulaştığını anlıyoruz. Sorunlar kişinin kendi başına, çözüm bulamayacağı düzeye çıkmış. Bir insanın intiharı, sadece bireysel sorun olarak değerlendirilemez. Olayın toplumsal boyutuyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Doğru tespit, doğru çözümler bulunmaz ise sorun katlanarak büyür. İntihar eden, birimizin eşi, çocuğu, kardeşi, akrabası, komşusu, hemşerisi olacaktır.

Vakalarının başka bir boyutu; arkada suçluluk yaşattığı eşler, analar babalar, evlatlar, akrabalar, arkadaşlar, komşular bırakması. İlimizde son zamanlarda vakalarının çok artması, intihar eden hemşerilerimizi tanımasak ta; bizleri de suçlu hissettirdi. Ben kendimi komşu olarak suçlu hissettim. Aynı kentte, aynı mahallede yaşayan komşular olarak; bizler neyi yapmadık? Neleri eksik yaptık? Ne yapsak aynı kente yaşadığımız insanlar intihar etmezdi? Onlarca cevapsız veya cevaplandırılamayan soru. Doğru soru yok sa, doğru cevapta yok.

Ülkeyi genelde ve yerelde yönetenlerinde bu soruları kendilerine yönetici olarak sorması gerekir. Ülkede ne yanlış yapılıyor? Ne eksik yapılıyor? İntihar vakalarına yönetim anlayışının, yönetim biçiminin olumsuz etkisi, katkısı var mı? Varsa ne kadar var? Ne yaparsak, neyi nasıl yaparsak bu sayıları en aza indirebiliriz? Her suç, her sosyal vaka topluma sorulmuş bir sorudur! Toplum bu sorulara cevap bulmak zorundadır. Bu toplu yaşamanın, akraba olmanın, komşu olmanın, hemşeri olmanın, insan olmanın sorumluluğudur. Hepimiz birbirimizin parçasıyız; intihar edende, geriye kalanda.

Sorulan sorulara verilecek cevaplarda, ilk akla gelecekler: Ülke geneli ve yerel yönetimler iyi yönetilmeli. Ekonomik sorunlar çözülmeli, vatandaşın katlanabileceği, baş edebileceği düzeye indirilmeli. İşsizlik çok arttı. Üretim artırılmalı, işsizlik en az düzeye düşürülmeli. İşe alımlarda liyakat ölçü olmalı, toplum uygulamalarda bunu görmeli. Sosyal devletin kuralları, etkin şekilde uygulanmalı. Özellikle yerel yönetimler, son yıllarda uygulamaya başlattıkları; kent lokantası, halk ekmek, halk süt, yaşlı bakımı, evlilik ve çocuk yardımı, mazot, gübre, hayvan desteği vs. gibi sosyal ve ekonomik projeleri artırmalı.

Anayasadaki sosyal devlet; satırlarda kalmamalı, ete kemiğe bürünmeli. Sosyal devlet politikaları, sadaka verir gibi uygulanmamalı. Gençler, yurttaşlar ekonomik, sosyal, sportif, kültürel örgütlenmelerde buluşturulmalı; birey yalnızlık hissi yaşamamalı. Psikolojik danışmanlık ulaşılabilir, ucuz kolay hale getirilmeli. Komşular, akrabalar, hemşeriler arasında, sosyal dayanışmalar artırılmalı ve kalıcı hale getirilmeli. Gençlik uyuşturucudan kurtarılmalı. Ülkede uyuşturucu peynir ekmek gibi satılıyor. Ağır Ceza Mahkemelerindeki davalarının yarısı, nerede ise uyuşturucu ticaretiyle ilgili hale geldi. İlk akla gelenler bunlar ve benzerleri.