Yaşamın fotoğrafı, zamanla biraz daha netleşiyor.1960-1970’li yıllarda köyüm Kaklık’ta iyi ve şık giyinenler, bir elin parmakları kadar azdı.Sadece memurlar iyi giyinirdi. O yıllarda kişinin kim olduğunu; giyinişinden, konuşmasından, oturup kalkmasından anlamaya çalışırdık. İnsanları öncelikle fiziki görünümüne göre değerlendirirdik. İlk algıyı kılık kıyafet oluştururdu. İnsanın algıları gerçeğini oluştururmuş, kişi neyi algılıyorsa gerçeği odur. Bu nedenle güzel giyinenlere, güzel konuşanlara; önem verirdik.

Bu durum,üniversiteyi bitirene kadar devam etti. Çevremizdeki insanları, dinlediğimiz siyasetçileri, devlet adamlarını herkes gibi; konuşmalarına, söylemlerine göre değerlendirdim.Sözün çoğu zaman bir niyeti değilde, bir görüntüyü taşıdığını; çok sonraları anladım. Bilinç gelişmeden, o bilince uygun olguları, gerçekleri algılayamıyor insan. Kişinin niyetini, davranışlarına göre değerlendirmem gerektiğini; biraz geç fark ettim. İnsanın görünmek istediği gibi konuşabileceğini, olmak istediği gibi davranmasının çok da kolay olmadığını; sonraki yıllarda öğrendim.

Uzun zamandır insanları giyimine, konuşmasına göre; değerlendirmeyi, tanımlamayı bıraktım. Sözü söylemek kolay, “dilin kemiği yok”. Fakat hareketler, davranışlar öyle değil. Davranış insanın iç dünyasının, dışarıya yansıması. Davranışa bakınca, o insanın içini daha net görebiliyorsun. Bu görüntü söylenenle ne kadar uyumlu ise daha doğru değerlendirme yapıyorsun.

Bazı insanlar vefadan söz eder; zor zamanlarında, ihtiyaç duyduğun anlarda yanınızda değildir. Bazıları dürüstlükten söz eder; ancak haksızlığa karşı susar. Bazıları kişiyideğerli bulduğunu söyler; kişiye zaman ayırmaz, değer vermez, emeğine saygı duymaz. Eyleme dönüşmemiş; sözlerin ne anlamı var?

İnsanları söylemlerine göre değilde, eylemlerine göre değerlendirmeyi; zamanla anladık. D. Carnegie bir kitabında,” bir insanın hareketleri, sözlerinden daha yüksek sesle konuşur” diyor. İnsanları duyduklarımızla değil gördüklerimizle, yaptıklarıyla daha iyitanıyacağımızı geç öğrendik. İnsanları davranışlarına, duruşlarına ve söyledikleri ile yaptıkları ne kadar uyumlu, ona göre değerlendirmeliyiz. Çünkü bireyin, kişisel bütünlük içinde olması değerli. Bu ölçüye göre verilen kararlar, daha adaletli ve isabetli oluyor.

Yaşadıklarımız bize, güzeletkili sözlerin değil; sessiz iyiliklerin daha değerli olduğunu öğretti. Büyük büyük sözlerin değil de, küçük ama süreklik arz eden davranışların; daha değerli olduğunu öğretti. Birde, İnsanların hakikatleri dillerinde değil, izlerinde saklıymış, onu öğretti.İnsanları tanımak için sözlerin, önemi yok. Çağ bilme çağı değil, olma çağı. Gerçek olan şu ki: Bugün hayat, sadece bilginin davranışa dönüşüp dönüşmediğini ölçüyor.