Hijyen önemli. Hijyene dikkat etmez ve suya sabuna dokunmaz isek; başta uyuz olmak üzere, birçok hastalığa maruz kalırız. Çalışarak ter içinde geldin, suya da sabuna da dokundun ve güzelce temizlendin; üzerindeki pisliğin, ağırlığın gittiğini, hafiflediğini, ferahladığını, cildinin hava aldığını hissedersin.
Bireysel temizlik kadar, kent temizliği önemli. Sokakların, Caddelerin, mahallenin, şehirlerin fiziksel temizliği bulaşıcı hastalıklardan koruduğu gibi; sürdürülebilirlik, kent estetiği, kent ekonomisi, yaşam kalitesi açısından değerli.
Sosyal bünyenin, bireyin bünyesinden farkı yok. Toplumlarda ahlaki temizlik de; kalkınma, huzur, toplumsal güven, yaşam memnuniyeti açısından çok çok önemli. Birey-kamu ilişkisinde, bireyler arası ilişkilerde; etik-ahlaki temizlik yok oldukça, toplumlarda sosyal çürüme hızlanıyor.
Etik değerlerin temel göstergesi; hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, hesap verebilirlik, şeffaflık, denetleyebilmektir. Toplumsal ahlak; hukukla tesis edilir. Bunun yanında sivil toplumun, bireylerin sorumluluk bilinciyle hareket edip; temiz toplum için mücadele etmeleri, çalışmaları kaçınılmazdır. Toplum temizliği için; bireylerin suya da, sabuna da dokunmaları gerekir! Kendileri ile ilgili olmasa bile, haksızlıklara itiraz etmesi, haklının yanında olması gerekir.
Son yıllarda toplum yaşamında, suya sabuna dokunanlar baya azaldı. Suya sabuna dokunmamak; sakıncalı konulardan uzak durmak, kendini doğrudan ilgilendirmeyen işlere bulaşmamak, birilerini incitip rahatsız etmemek anlamında kullanılan bir deyim. Deyimler toplumların, kültürel zenginliğidir. Ancak suya sabuna dokunmamak; fakirliği, bireyselliği, bencilliği, toplumsal yozlaşmayı ifade ediyor. Oysa ki toplumlar, değerleri üzerinde ayakta dururlar. Einstein, “insanları ayakta tutan kas ve iskelet sistemi değil; prensipleri, inançları, değerleridir” diyor.
Toplumsal değerlerdeki çürüme, suya sabuna dokunmama anlayışının yaygınlaşmasının örneği saymakla bitmez. Bir tarihte televizyondaki şu görüntü, uzun zaman gözümüzün önünden gitmedi. İstanbul’un göbeğinde Taksim Meydanında iki erkek bir kadına arka sokakta, cinsel saldırıda bulundu; insanlar görmemezlikten geldi, kafalarını çevirerek gittiler. Bir gün görmezden gelenler bir haksızlığa, kötülüğe maruz kaldığında; kimse suya sabuna dokunmamak adına, yanlarında olmayacaktır.
Yaptıklarımızla ve yapmadıklarımızla her birimiz başkalarının hayatlarına dokunuruz. Suya sabuna dokunmayanlar, başkalarının hayatlarına da dokunamaz. Oysaki her birimiz birbirimizin parçasıyız. Bazılarımız suya sabuna dokunmaz ise sadece kendini değil, parazitler yoluyla toplumsal bünyeyi de uyuz ediyor. Bünyeye hastalık bulaştırıyoruz.
Çoğunluğun amacı, toplumda iyi bir yer edinmek, yanımızdaki insanların önüne geçmek, bireysel menfaatler elde etmek olmuş. Oysa hayattaki başarı başkaları ile kurduğumuz ilişkilere ve iş birliğine bağlıdır. Başarı başkalarını geçmekle, suya sabuna dokunmamakla elde edilmez. Başarı, kendini aşmaktır.
Bilinmesi gereken insanlık bir zincir, bizlerde onun birer halkasıyız. Bir zincirin gücü en zayıf halkasının gücüne eşitmiş. Bu nedenle bir birimize karşı sorumluyuz. Suya da sabuna da dokunmak zorundayız.