(İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak)
Bir Müslümanın omuzlarında taşıdığı en ağır ama en onurlu sorumluluklardan biridir bu ilke: İyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak.
Zaman zaman yazılarımızın “vaaz” tadında olmasının sebebi de budur. Kusur sayılmasın; derdimiz kimseyi incitmek değil, hatırlatmaktır.
Bugün insanlık, bitmeyen bir dünya hırsının içinde savruluyor. Para kazanma arzusu, çoğu zaman helâl–haram çizgisinin önüne geçiyor. “Kazanalım da nasıl olursa olsun” anlayışı, geçmişe göre daha mı yaygın, ne dersiniz?
Piyasadaki pahalılığın ve ölçüsüz fiyat artışlarının tek sorumlusu siyasal iktidar mıdır? Asgari ücret açıklandığı gün, artış oranı kadar zam yapanların bunda hiç mi payı yok? “Kirayı sadece enflasyon oranında artırayım, kiracıya da yazık” diyenlerin oranı yüzde kaçtır?
Öte yandan, 5 milyon liralık bir daireden 25 bin lira kira alan bir ev sahibi, aynı parayı bankaya yatırdığında 150 bin lira faiz getirisi elde ediyorsa; bu defa “ev sahibine yazık değil mi?” sorusu çıkıyor karşımıza. Ne yapacağız? Evleri satıp faize mi yatıracağız? Faiz haram değil mi? Satsak bu ekonomik ortamda kim alacak?
Verdiği sözü tutan kaç kişi kaldı? Bir ustayla anlaşıp da işi vaktinde teslim alan kaç kişi var?
Yalan büyük günahlardan değil midir? Hatta münafıklığın alametlerinden biri değil midir: Yalan söylemek, emanete ihanet etmek, verilen sözü tutmamak!
Yalansız iş yapan vardır elbette… Ama bize mi denk gelmiyor?
Artık “Doğrucu Davut” olmak meziyet değil, neredeyse beceriksizlik sayılıyor.
Boşanma oranları yüzde 30’ların üzerine çıktıysa bu iyiye mi işaret eder? Oysa boşanma, İslam’da hoş karşılanmayan ama son çare olarak tanınmış bir ruhsattır.
Bütün bu çözülmenin hızlanmasında sosyal medyanın etkisi yok mu? Elbette sosyal medya tek başına kötülük değildir. Fakat insan, fıtratı gereği yasak ve zararlı olana daha kolay meylediyor.
Kur’an’da, “Bir fâsık size bir haber getirirse önce doğruluğunu araştırın” buyuruluyor. Ama haber işimize geldiğinde onu araştırmak zahmet oluyor; hemen inanıvermek ve bir de paylaşmak daha kolay değil mi?
Yeni Adalet Bakanımızın, 15 yaş altına sosyal medya sınırlaması getirilmesi yönündeki açıklaması bu açıdan dikkat çekici. Büyüklere de kimlik doğrulaması ve telefon şartı konacakmış. Sahte hesapların pervasızlığı böylece ortadan kalkar mı dersiniz? Göreceğiz.
Yönetenleri eleştirmek kolaydır. Zaten eleştiren de çok. Peki eleştirenler tamamen haksız mı? Elbette değil. Zira yönetim, toplumu iyiye yönlendirmek ve kötülüğün önünü tıkamak için vardır. Yani emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münker sorumluluğu sadece bireyin değil, devletin de vazifesidir.
Sigara meselesi buna bir örnek. Toplumu çürüten ciddi bir alışkanlık. Uyuşturucu ile mücadele sürüyor; peki sigarayla? Dünya genelinde bir paket sigara ortalama 6–8 dolar bandındayken, Türkiye’de 2–2.5 dolar seviyesinde. Caydırıcılık için fiyat politikası daha etkili olabilir mi? Eğer bu artıştan bir gelir doğacaksa, neden emekliye destek olarak dönmesin? Hem belki böylece iki yaraya birden merhem olur.
Yazacak çok söz var, fakat yerimiz sınırlı.
Ramazan-ı Şerif’iniz mübarek olsun. Rabbimiz, bize doğruyu doğru bilip ona uymayı; yanlışı yanlış bilip ondan sakınmayı nasip etsin. Çünkü asıl mücadele, başkasından önce insanın kendi nefsiyle olandır.