Bu sözü işiten bir insanın tavrı ne olmalı? Kim çağırıyor bizi ne diyor diye dikkat kesilmek gerekmez mi? Hele o Mevla’mız efendimiz ise. Yakışan buyur Allah’ım ne diyorsun, anladım ne dediğini. Sen bana asla benim kötülüğüm için seslenmezsin. Senin benim için her zaman iyiliğimi istersin. Senin buna ihtiyacın yok, muhtaç olan benim.
Ramazan ayı içinde en belirgin olan davet oruç gibi bir nimetten faydalanmaktır. Evet, ben Allah’a inanıyor ve güveniyorum. Ramazan ayı imanımızı yenileme ve yenilme ayıdır. “Ey iman edenler oruç size gerekli görüldü” ayeti karşısında duruş kontrolü yapma söz konusu. Tavrımız ne olacak? Eğer bu haber karşısında müspet tavır sergilersek Allah’a olan sevgimizi güvenimizi göstermiş oluruz.
O zaman iman nedir diye sormak ve bilmek gerekiyor. Şöyle demiş ilim sahipleri “iman her şeyin aslı olup o bulunmaksızın diğer kulluk vasıtaları gerçekleşmez: aksine ibadetler ancak iman sayesinde Allah’a yakınlık ve itaat niteliği kazanır. Bundan dolayıdır ki ibadetler imana bağlı davranışlar diye nitelendirilmiştir. Bu sebepledir ki diğer kulluk vesilelerinin aksine iman dünyada da ahirette de hiçbir şekilde sahiplerinden ayrılmaz. Bu bağlamda iman başkası sayesinde değil kendinden ötürü bir ibadettir, diğer iyiliklerse ancak iman sayesinde var olabilmektedir. Bu düşünce tarzına göre imanı diğer ibadetlerin gerekli olması için ön şart konumunda tutmak abdestin gerekli olması için namazın farz oluşunu öne geçirmeye benzer. Bu durumda imanı başka şeylere tâbi olanlar grubu içinde mütalaa etme sonucu doğar ki bu, şeriatın belirlediği konumu ters yüz etmekten başka bir şey değildir" (Şerhut-Te’vilât,).
Bir insanı gecenin bir vaktinde uykudan uyanması, biraz yemek yeme eylemini ancak imanı yaptırabilir. Allah kulunu yalnız bırakmıyor, değişik ibadetlerle bizi kendimizi unutturmuyor. Önemine binaen tekrarlayalım iman Allah’ın varlığı yanında güven üzerinedir. Kâfir pozisyonunda olanlar Allah’a güveni olmayan, ön yargı içinde olanlardır. Münafıklar ise şüphecidirler. Hâlbuki Bakara suresinin 2. Ayeti “kendisinde şüphe olmayan bir kitap” olduğunu belirtir. İman ehli olmayanlar kendilerini yeterli gören egoso yüksek kesimdir denirse doğrudur. Kendini yeterli görmek büyüklük taslamak, Allah c.c hakkında var ama bizim işimizi karışamaz, bilgisi yoktur demiş olurlar.
İman etmeyenler koruma altında olmayan insanlardır. Sorumsuz, duyarsız her türlü kötülüğü üzerine çeken kesimdir. Üstelik kendilerine en büyük kötülüğü yapan, başkalarına fayda yerine zararlı olmaya üstü açık bir durumdadırlar.
İnsanoğlu acizdir, böyle olması lehinedir. Allah işimizi kolaylaştırmıştır. Lakin bir kesim karşı çıkarlar. Rabbimizin “indirdiği surenin benzerini getirin” Bakara2/23 meydan okuyuşu karşısında dili Arapça olan söz üstadı olan Müşrik şairleri aciz kalmıştır. “Yapamazsınız yapamayacaksınız” ayeti ve benzerleri hodri meydan çağrısı hala duruyor.
İman etmeyen kesim bugün Müslümanların hatalarını malzeme olarak kullanıyor ve İslam’a saldırıyorlar. Müminlerin imanların gereği maddi ve manevi açıdan güçlü olmaları için, çok çalışmaları gerekiyor. Ne kadar çalışır emek verirsek kazanımda o nispette olacaktır.
Din belirleme Allah’ın hakkıdır, kelime olarak kurulu inanç sistemi yanında hesap günü, hesap verme anlamındadır. Allah’u Teâlâ Rabb’tır, yetiştiren terbiye eden demektir. Yarattığı her varlık gibi insanoğlunu kendi başına bırakmamıştır. Yalnız bırakılacak bir varlık değildir. Meleklerden de üstün olduğu gibi en büyük kötülükleri işleyebilecek bir karaktere sahiptir.
Din mükâfat ve ceza olarak anladığımız da karşımıza şu gerçek çıkıyor. Dinin kendisi tüm emir ve yasaklar birer nimet, gereği yapıldığı zaman ekstra bir karşılık. Değerli bulunmadığı zaman mahrumiyet kaçınılmaz olacaktır. Kazanım ve kaybın fert cemiyet, dünya ahiret boyutunun varlığı ise daha önemli. İşte onlardan biri de ramazan ayı ve bu aya mahsus oruç ibadeti. Allah bilgilendiriyor ve tercih hakkı veriyor.
Ramazan ayı içindeki ibadetler ve özellikle oruç ile insan nefsi terbiye edilmektedir. Bu hususta ilim sahipleri şöyle derler:” Kötülüğe karşı olan hırslar bununla sakinleşir. Oruç kalbin dayanıklılığıyla ilgili bir kararlılık göstergesidir. Bütün gün yiyecek, içecek ve cinsel arzulardan nefsi alıkoyma eğitimidir. Hayatın lezzetini, iradenin kıymetini tattıracak güzel bir duyarlılıktır. Bu yönüyle insan nefsine çok ağır, çok meşakkatli geldiği düşünülen bir ibadettir. Bunun içindir ki derece-derece, önce dinî emirlerin en hafifi olan namaz, ikinci sırada orta zorluktaki zekât, üçüncü sırada ise oruç ibadeti zikredilmektedir.”
“Ahzâb 33/35’te ibadetler içerisinde fiziksel ve ruhsal olarak boyun bükmenin gerçekleştirildiği namaz, ardından ekonomik yardımlaşmalar anlamında zekât, sadaka, infak vs. ile bunların hemen peşinden oruç ibadetini yerine getiren erkekler ve kadınlar övülmektedir. Bununla aynı doğrultuda düşünülebilecek şekilde Hz. Peygamber’e nispet edilen ve İslâm’ın binasının üzerine inşa edildiği belirtilen beş temelin sayıldığı bir hadiste de “Kelime-i şehâdet”, “namaz” ve “zekât”tan sonra “Ramazan orucu” zikredilmektedir.”
Asıl mesele ramazan ayı içinde kazandığımız bu güzelliği diğer aylara taşıma olmalıdır. Bu tür bir yaşantı şuurlu bir hayat olur, olacaktır. Çünkü oruç ibadeti dinin bir kuralıdır. Bu dinin esaslarını koyan Allah’u Teâlâ’dır.