Bu hayatın bir sonucu olmalı, emekler boşa gitmemeli. Kötüler cezasız kalmamalı, adalet tecelli etmeli. Yoksa bu hayatın bir anlamı yok. Kısa üstelik cefası sefasından fazla. Din günü var ve olması dini. Bu kuralı koyanda Allah c.c.

İnsanların imanı açıdan bilmeleri gereken en önemli iman esasları içinde ahiret gününe iman gelmektedir. Ölüm sonrası dirilme hesaba çekilme ve cennet veya cehennem ile bitecek olan hakikat karşısında insanların hazırlık içinde olmaları veya terklerinin bir sebebi var. Müminler olarak biz kesinlikle bunun olacağına inanıyoruz. Bir kesim ölüp toprak olacağımızı bir kesimin ise “ateş bize birkaç gün yakar” demeleri böyle inanmalarından dolayıdır.

“Hesap günün sahibi “ Fatiha 3 Kur’an’da 13 kez geçen “din günü, hesap günü” tamlaması ahirette yaşanacak yedi aşamanın genel adıdır. Bu aşamalar “diriltilme, toplanma, Allah’a arz olunma, bilgilendirilme, sorgulanma/yargılanma, değerlendirilme, ödül veya azapla buluşturulma yani cennete veya cehenneme sevk edilme” şeklinde gerçekleşecektir. İşte o günün tek hüküm sahibi Yüce Allah’tır. Herkes O’nun huzurunda yargılanacak ve kararlarını hiç kimseye danışmadan verecektir.

“Hesap gününün ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!” İnfitar 17

Fatiha’da “din günü” ifadesi “hesap günü, karşılık veya ceza günü” anlamlarına geldiği bilinen bu ifade hakkında, Yüce Allah Hz. Peygamber’e bunun başka bir açılımının bulunduğunu hatırlatmakta ve sorunun cevabını bir sonraki ayette bizzat kendisi vermektedir.

Fatiha’da olduğu gibi genel manada “din günü” denildiğinde bunun mahşerdeki “hesap günü, borçların tahsil edildiği gün” olduğu anlaşılmıştı. Ancak bu ayetlerde iki kez kullanılan (ve mâ edrâke) ifadeleri “din günü” hakkında kullar tarafından farkında olunamayan bir yönüne dikkat çekmekte ve o gün hiçbir canın başkası için hiçbir şeye sahip olamayacağı ve o gün yetkinin, emrin ve işin bütünüyle sadece ve sadece Yüce Allah’a ait olduğu vurgulanmaktadır.

Bu konuda Râzî’nin de belirttiği gibi, ilk sorudan maksat, “iyi insanlar”, diğeri ise “suçluların durumuyla ilgili olabilir. Kıyamet ve sonrası hakkında sadece ilahi mesajlar sayesinde bilgi sahibi olmak mümkündür. Aksi takdirde, herhangi bir insanın bu konuda kanaat sahibi olması veya fikir yürütmesi kesinlikle doğru değildir. İster nimetlerin tam anlamıyla bilinmesi, isterse azabın detaylarının anlaşılabilmesi olsun, bunu bilmek mümkün olmadığı için soru iki kez sorulmuş ve bilinmeye konu edinilen şeylerin farkı gözetilmiş olabilir. Hz. Peygamber bile devreden çıkartılınca, bu konuda görevimiz söz söylemek değil, ilahi kelama kulak vermektir.

Ahirette hem ödülü hak edenlere hazırlanan nimetler, hem de azabı hak edenlerin karşılaşacağı akıbet hakkında insan idrakini aşan hakikatler söz konusudur. Bu konuda insanların kendi çabalarıyla bilgi sahibi olmaları mümkün olmadığı için, mesele iki kez vurgulu bir şekilde gündeme getirilmektedir. Amaç, bu konuda bilgilenmenin ne kadar imkânsız olduğunun kavratılması olabilir.

Ayette muhatap ilk etapta her ne kadar Hz. Peygamber ise de, asıl ders alması gerekenler başta inkârcılar olmak üzere bütün insanlardır. Durum böyle olunca, vahye sarılmanın önemi yeniden ve vurgulu bir şekilde gündeme getirilmekte ve adeta “bilemeyeceğiniz konuda akıl yürütmeyin” mesajı verilmek istenmektedir.

Sözün özü şudur: Ahiret hayatı hakkında konuşmak, sadece Yüce Allah’ın tekelindedir. O bilgilendirmediği sürece bu konuda hiç kimse hiçbir şey söyleyemez. O’nun bildirdikleri de Kur’an’da olanlardır. Mesele son derece hassas olduğu için, bu mesaj peş peşe getirilmekte ve insanlar açık bir şekilde uyarılmaktadır.