104 Yıl Önce Bir Temmuz Sıcağı: Çıplak Ayaklar, Demir İrade ve Kocatepe’deki O Büyük 'Zar'

Temmuz ayı geldi, sıcaklar yine o bildik sınırları zorluyor. Gölgede 40 dereceyi gören termometreler karşısında bunalıyor, gün içinde defalarca duşa koşuyor, klimaların altında serinliyor ya da kendimizi deniz kenarına atıyoruz. Konforun, teknolojinin ve modern imkânların zirvesinde bir hayat sürüyoruz.

Peki, sizi tam 104-105 yıl öncesine, o kavurucu yaz günlerine götürsem?

Ne modern banyolar ne klimalar ne de şimdiki gibi su altyapısı... O günün Anadolu’sunda insanlar, ocaklarda ısıtılan suları bakır leğenlere doldurup yıkanabiliyorsa ne mutlu! Köylerde, cephe gerisinde ise tek çare ırmaklar, dereler...

İşte tam da böyle bir yaz sıcağında, 1922 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında, bir milletin kaderi Akşehir’deki o kerpiç binada, buram buram ter döken komutanların avuçlarında şekilleniyordu.

FUTBOL MAÇI BAHANE, TAARRUZ ŞAHANE!

Mustafa Kemal Atatürk, gizli askeri hazırlıkları yürütmek üzere 23 Temmuz 1922’de Akşehir’deki Batı Cephesi Karargâhı’na geldi. Düşmanı uyutmak, buradaki hareketliliği gizlemek gerekiyordu. Çare zekiceydi: 28 Temmuz 1922’de Akşehir’de bir futbol maçı düzenlendi.

Atatürk At Kocatepe

Tüm ordu komutanları güya "maç izlemek" için bir araya gelmişti ancak o gün sahada top değil, vatanın kaderi dönüyordu. Taarruzun ilk stratejik kararları o maçın gölgesinde, gizli odalarda alındı.

ODADA ESEN BUZ GİBİ RÜZGÂR: "BENİ ASARSINIZ PAŞA!"

Büyük Taarruz planı, askeri açıdan tam anlamıyla bir "ya hep ya hiç" stratejisiydi. Türk ordusunun neredeyse tamamı Afyon’un güneyine yığılacak, düşmana tek ve öldürücü bir darbe indirilecekti. Cephe gerisinde hiçbir yedek kuvvet bırakılmıyordu.

Bu muazzam risk karşısında İkinci Ordu Komutanı Şevki Paşa, askeri mantık çerçevesinde haklı olarak isyan etti:

"Bu plan bir askeri kumar değil midir? Eğer başarılı olamazsak orduyu da memleketi de kaybederiz. Ben bu mesuliyeti üzerime alamam!"

Odada bir anda ölüm sessizliği oldu. Vatanın kaderi bir bıçak sırtındaydı. İşte tam o anda Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ayağa kalktı ve tarihin akışını değiştiren o meşhur resti çekti:

"Korkma Paşa! Mesuliyetin tamamı bana aittir. Başarılı olamazsak beni asarsınız. Ama bu taarruz yapılacak ve o düşman bu topraklardan sökülüp atılacaktır!"

KOCATEPE’NİN SERİN SABAHINDAN İZMİR’İN SICAK GÜNEŞİNE

Takvimler 24 Ağustos’u gösterdiğinde karargâh Şuhut’a taşınmıştı bile. 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’de rüzgarlı, bulutlu ve mont gerektirecek kadar serin (yaklaşık 13°C) bir hava vardı. Ancak güneş yükseldikçe sıcaklık 29-30 derecelere ulaşacak, barut kokusu ve sıcağın harareti birbirine karışacaktı.

Mehmetçik o sıcakta; susuz, aç, çarıksız ve uykusuzdu. Ama göğsündeki inanç çelikten daha sertti.

Mustafa Kemal Atatürk, Ankara’dayken meclis kürsüsünden söz vermişti: "15 günde İzmir’e ulaşır, vatanı kurtarırız." dediğinde bıyık altından gülenler, inanmayanlar olmuştu.

Ülke kurtulduktan sonra yine aynı meclis kürsüsüne çıktı ve o eşsiz dehasıyla hafifçe gülümseyerek tarihi bir düzeltme yaptı:

"Efendiler, bir hesap hatası yapmışım. 15 gün demiştim ama ordumuz İzmir’e 14 günde ulaştı. Bir gün yanılmışım."

Ae36F83Dff79Cf87471D5A2A518E9E8E

26 Ağustos’tan 9 Eylül’e uzanan o şanlı yolda, yalın ayak koşan Mehmetçiğin, kağnılarla mermi taşıyan Elif anaların, canını hiçe sayan kahramanların ödediği bedeller sayesinde bugün evlerimizde huzurla, konforla yaşayabiliyoruz.

Bugün musluğumuzdan akan her damla soğuk suda, aldığımız her rahat nefeste onların hakkı var.

Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu toprakları bize vatan kılan tüm şehitlerimizi, gazilerimizi ve cephe gerisinin kahraman kadınlarını minnet, rahmet ve saygıyla anıyorum.

Ruhları şad olsun.