Kendi başınıza kaldığınızda, dünya gailesi ve hayatın ağırlığı aniden üzerinize çöker. İçimizi yoran telaşlar, geçmişin sorgulamaları, geleceğin kaygıları… Hepsi zihnimizde birikmiş sıkıntılar olarak durur.

Derin düşüncelere dalarsınız.

Sonra içimizde bir ses belirir.

Bu ses adeta uyarı gibidir:

“Allah var, gam yok!”

Bu cümle, karanlığa düşen bir ışık gibi içimizi aydınlatır. Tatlı bir huzur, derin bir ferahlık hissi verir.

İnsanın gücü kendi aciz varlığıyla sınırlıdır. Önemli olan çabamızdır; gerisi Allah’a emanettir. Her sıkıntıdan bir çıkış, her gecenin ardından doğacak bir sabah vardır. Her sabah, insana yeniden başlamak için yeni bir fırsat sunar.

İnsanı diğer canlılardan ayıran en büyük özellik, düşünebilme yeteneğidir. Aslında “Düşünmek”, hem kendi varlığını hem Yaradan’ını tanıma yolculuğudur. Descartes’in sözü düşündürücüdür:

“Düşünüyorum, öyleyse varım.”

Ama asıl anlam, düşündükçe Yaradan’ı fark edebilmektedir. Allah, insana iyiyi ve doğruyu ayırt edebileceği bir akıl ve bunu kullanacak bir irade vermiştir. Bundan sonrası kişinin kendi elindedir.

Hayat, insana sabretmeyi öğretir; sabır da insanı Allah’a teslimiyete götürür. Ne yaşarsak yaşayalım, her zorluktan bir çıkış, her sıkıntıda bir kurtuluş yolu mutlaka vardır.

Tevekkül çoğu zaman yanlış anlaşılmıştır. Bazıları bunu, çaba göstermeden “Allah verir” demek sanır. Oysa tevekkül, insanın elinden geleni yaptıktan sonra işi Allah’a bırakmasıdır.

Çiftçi toprağını sürüp tohumu atmadan “Allah versin” diyemez. Kuş sabah yuvasından çıkmazsa rızkını bulamaz. Gayret olmadan yapılan tevekkül, temenniden öteye geçmez.

Çok kullandığımız, güzel bir sözümüz var. “Her şeyde bir hayır vardır” Bu düşünce, insanın içini rahatlatır ve huzura götürür. Gökteki kuşun da, yerdeki karıncanın da rızkını veren Allah, yarattığı kullarını da çaresiz bırakmaz. Yeter ki insan bir gayret içinde olsun.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’nin şu dizeleri, teslimiyetin en saf hâlini anlatır:

“Hak şerleri hayr eyler,

Zannetme ki gayr eyler.

Ârif anı seyr eyler,

Görelim Mevlâ neyler,

Neylerse güzel eyler.”

Mehmet Âkif Ersoy’un sözleri ise, bu teslimiyetin gayretle birleşmesi gerektiğini hatırlatıyor:

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmeterâm ol;

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

Hayat her zaman istediğimiz gibi yürümeyebilir. Bazen çok iyi başladığımız bir işte sıkıntılar yaşarız; bazen de zorlandığımız zamanlarda işlerimiz beklenmedik şekilde olumlu bir hâle gelir.

İnsanı huzura kavuşturan, yalnızca maddi zenginlikleri değildir. Para, pul veya kazandığımız makamlar tek başına mutluluğa götürmez. Gönül zenginliği ve iç huzuru, mutluluğun olmazsa olmazıdır. Gönlü zengin olan insan, elinde olanla da mutlu olmasını bilir.

Dünyaya eli boş geldik, yine eli boş gideceğiz. Bu iki nokta arasındaki zaman, bizim imtihan sürecimizdir. “Dünya malı dünyada kalır” gerçeğini unutmamak, bu anlayışla yaşamak, insanı hırstan ve bencillikten uzaklaştırır, kalbini diri tutar.

Yunus Emre, dünya varlığının geçiciliğini ne güzel anlatmış:

“Mal sahibi, mülk sahibi,

Hani bunun ilk sahibi?

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan.”

Sahip olduklarımız bize verilen bir emanettir. Bu anlayış, insanı dünyaya değil, Yaradan’a bağlar. Böylece “Allah var, gam yok!” diyebilmenin huzuruna ulaşırız.

ALLAH VAR, GAM YOK!

Allah var, gam yok,

Ötesini düşünme;

Doğruluğu, hakikati bulursun.

Doğuluk yolunda yürü, şaşırma,

Aradığın güzelliği bulursun.

Allah var, gam yok,

Boyun eğme kuluna,

Minnet etme parasına, puluna.

Sabredenler erermiş muradına,

Gönlünden geçeni ara, bulursun.

Allah var, gam yok,

De ki gönlün şenlensin;

Kıymet ver dostuna, dostluk bilinsin.

İnsan olmak yeter, sen ne istersin?

İyilikte yürü, sevgi bulursun.

Allah var, gam yok,

Yalnız huzurda yarış;

Kul olandan Allah’adır yakarış.

Kul hakkı yiyene etme aldırış

Sabır ile güzelliği bulursun.

“Allah var, gam yok!”

Ne güzeldir bu kelâm;

Hakk’ın merhameti yaraya merhem.

Sevgi diliyledir en güzel selâm,

Sevgisiz gönülden sen ne bulursun?

İyi haftalar diliyorum.