İnsan ilişkilerinin görünmeyen bir hassas terazisi vardır. Bu terazide doğrular her zaman ağır basmaz. Kimi zaman bir övgü, bir gerçeğin önüne geçer; kimi zaman da bir hayranlık gösterisi, liyakatin değerini gölgeler. İnsanlar çoğu zaman kendilerini olduğu gibi gösteren aynalara değil, görmek istedikleri yüzü yansıtan vitrinlere yaklaşırlar.

Hayatın hemen her alanında; bir kurumda, bir dernekte, bir şirkette veya bir arkadaş grubunda aynı manzarayla karşılaşırız. En değerli insan çoğu zaman yanlışları gösterebilen, eksikleri dile getirebilen kişidir. Fakat bu insanlar her zaman sevilmezler. Gerçekler rahatsız eder; insanı konfor alanından çıkarır. Buna karşılık her fikri onaylayanlar, her sözü alkışlayanlar ve her kararı haklı bulanlar daha kolay kabul görür. Çünkü insanlar çoğu zaman eleştirilmekten çok takdir edilmeyi, sorgulanmaktan çok onaylanmayı isterler.

Bu durumun temelinde insan fıtratına ait derin bir eğilim yatar. İnsanlar genellikle rasyonel olanı değil, irrasyonel olanı tercih ederler. Mantık sorgular; hayranlık tasdikler. Akıl delil ister; övgü duygulara seslenir. Bu yüzden bir insanın söylediklerinin doğruluğundan çok, söylediklerinin bizde uyandırdığı his önem kazanmaya başlar. Böylece doğruluğa verilen önem azalır, konuşanın bizde bıraktığı duygusal etki öne çıkar.

Bu eğilim yalnızca bireysel ilişkilerde görülmez. İnsanın bu yönü, gücün ve otoritenin bulunduğu her alanda kendini hissettirir. Nitekim siyasetçiler çoğu zaman etraflarındaki dalkavukların laf ebeliklerine kulak kabartırlar. Oysa liyakat soru sorar, itaat konfor sağlar. Nitelikli insanlar eksikleri gösterir, itaatkâr insanlar kurulu düzeninin devamını kolaylaştırırlar. Bundan dolayı siyasette liyakatli olan değil uyumlu olan itibar görür. Oysa bir kurumun gerçek gücü, yanlışları örten sessizlikten değil, onları cesaretle dile getiren açıklık kültüründen beslenir.

Aslında bu tercih biçimi sadece siyasete özgü değildir. Gücün hükmettiği her yapıda benzer davranış kalıplarıyla karşılaşmak mümkündür. Mesela iş dünyasında fikir üretmek ile karar vermek aynı şey değildir. Fikirler çoğu zaman kaynak ve yetkiyi elinde bulunduranların süzgecinden geçerek hayat bulur.

İnsanların günlük ilişkilerinde de benzer zaaflar kendini gösterir. İnsan ilişkilerindeki birçok çarpıklığın kökünde aynı sorun yatar. Samimiyet ile dalkavukluk, takdir ile çıkarcılık, sadakat ile körü körüne bağlılık birbirine karışır. İnsanlar bazen kendilerini gerçekten önemseyenleri geri plana iterler. Buna karşılık kendilerini önemli hissettiren dalkavukları baş tacı ederek yüceltirler. Böylece etraflarında dostlardan çok çıkarcılar, aynalardan çok vitrinler birikir.

Ancak insan eksiklerinin kendisine gösterildiği ilişkilerde olgunlaşır. Bu nedenle insanı alkış ve kompliman geliştirmez. Sürekli alkışlanan insan rahatlar; sorgulanan insan ise gelişir. Gerçeğin değeri kulağa hoş gelmesinden ziyade, insanı değiştirebilmesindedir. Belki de olgunluğun en önemli göstergesi, bizi övenlerle bize katkı sağlayanları birbirinden ayırabilmektir. Bilgelik ise alkışla gerçeğin aynı şey olmadığını fark ettiğimiz yerde başlar.

İnsanın bu olgunluğa ulaşmasını engelleyen unsurlardan biri de kendi nefsidir. İnsan, çoğu zaman kendi nefsini gerçeğin yerine koyar. Beğenilme arzusu, üstün görünme isteği ve sürekli takdir edilme beklentisi zamanla gerçeğin önüne geçebilir. Ah egoizm... İnsanoğlunun başına ne büyük bir dertsin sen!

Egoizmin toplumsal hayattaki en görünür belirtilerinden biri ihtirastır. Kontrol altına alınamayan hırs hem bireyin hem içinde bulunduğu çevrenin dengesini bozar. İhtiras, insanın gözünü gerçeğe kapatır; onu alkışın ve gücün peşinde koşan bir muhterise dönüştürür. Böyle bir sürüklenmenin sonunda insanın çevresinde ne gerçek dostluklar kalır ne de vicdanı rahatlatacak bir muhasebe... Geriye hesabı ahirete kalmış ihtiraslar, kırılan gönüller, harcanan ömürler ve değeri bilinmeden bu dünyadan gelip geçen nice cevherler kalır.

Oysa gerçek olgunluk, insanın çevresindeki değerleri alkışın coşkusuna, komplimanın cazibesine kapılmadan görebilmesidir. Vitrinler gözümüzü kamaştırabilir; ama insana doğruyu söyleyen her zaman aynalardır. Kalın sağlıcakla.