Dini bir hayat yaşamanın yolu Allah’ı bilmek ama hayranlık veren bir tanıma ilk şartıdır. Bunun için kendini tanıması yeter, daha okuması gereken şeyler yok mudur? Elbette var. Bu tanıma onu sevmeyi sağlar. Hiçbir insan sevmeden zorla bir şey yapmaz. Yapsa bile anlamı olmaz. O’na layık bir sevgi ile yol alırsa yorulmaz. Üstelik sevilir, mutlu olur ve cennete girer.

Rabbimiz Meryem suresi 96. Ayetinde şöyle bir bilgi vermiş. “Şüphesiz ki iman edip iyi işler yapanlar için Rahman bir sevgi yaratacaktır” ayrıca Şura 23. Ayette ise Peygamberimiz “sizden bir ücret istemiyorum, “sadece (Allah'a) yakınlık hususunda tam bir ilgi ve sevgi (uyandırmak) istiyorum!" diyor.

Müfessirler bu konuda kısaca şu açıklamayı yapmışlar: müjdeyi hak etmek için kendilerine yapılan çağrıya hak etmeleri ona yakınlık hissetmeleri ve ona uygun bir çaba harcamalarını ona gönül vermeleri gerektiğini bildirmesi istenmiştir.

İyi insanlar Allah’a güveni olanlardır. Ayrıca hem kendilerinin hem de başkalarının istifade edeceği amaller işlerler. Dünya üzerinde Hz. Muhammed As neden bu kadar seviliyor? Karşılık beklemeden en büyük iyilik yapması desek yanlış olmaz.

Bu örnek bize ne söyler. Halden anlayan yardım eden insan olun demek. Emin Temizel Bey anlatıyor: Yıl 1959 ilk Okul’u bitirmiştim, babam Kur’an Kursuna okumaya gönderdi. Bir ikindi namazı için camiye gitmiştim. Yanı başımda oturan Çallıoğlu Otobüs firması sahibi varmış. Namaz sonrası avucuma para koydu. Dışarı çıkınca harçlık olarak verilen para iyi idi. Ömrün boyunca dua ettim, sevdim hayran oldum gönlümde hala yeri vardır.

Asıl hüner bu duyguyu yaratanın Allah olduğunu bilmektir. Bu duygunun olumsuz olanı nefrettir, yerinde kullanılırsa o zaman gene insanın lehinedir. Duygular potansiyel olarak kötü değildir, dengeyi kurmak lazım.

Ramazan ayına oruç ve diğer ibadetler sevilirse yerine getirilir. Allah’ın rahman oluşu sevgi acıma ve yardım etmesi demektir. İnsan sevebilmesi için kendini yardım edenin niçin yardım ettiğini da fark etmesi gerekir. Ey kulum sende iyilik yap demektir bu.

Cuma Özüsan Bey der ki: “İnsanı hareket ve faaliyete sevk eden, ona yaşama kuvveti veren, onu canlı ve aktif kılan duygularıdır. En temel duygular sevgi ve nefrettir. Diğer bütün duygular bunların alt türevleridir. Zekâ yaşamak için gereklidir ama insana yeterli kuvveti vermiyor. Zekâ ve akıl ancak duyguların emrinde bir alet ve araçtır.

İyi ve güzeli sevmeyi, çirkine ve kötüye nefreti ailemizden ve yakın çevremizden öğreniriz. Eğer büyüdüğümüz ortamda bunlar yoksa sonradan bunları edinemeyiz. Karakter çocukken görerek edinilir. Kitap okuyarak zihni eğitirsiniz ama cesareti, yiğitliği, cömertliği, vefakârlığı, zulme isyanı, kötülüğe nefreti; bunları yaşayanları görerek, onlarla birlikte kalarak edinirsiniz.

İnsanlar okullarda okuyarak akıl ve zekâlarını geliştirebilir ama eğer duygusal yükleri zayıfsa bilgisinin artması onun güçlerini artırmaz. Aksine duyguları gittikçe tükenir, kuvvetleri azalır. İnançlarını yaşama gücünü kaybederler. Bilgi heyecanı öldürür. Salt bilgi insan üzerinde mekanik bir etki yapar ve onu robotlaştırır.”