Din insanın kendisini yönetmesidir demişler doğrudur. Hayatımız ve davranışlarımızın din olabilmesi için en önemli kıstas vahye dayanmasıdır. Eğer vahye uygun değilse dini olamaz. Din insanı yoran bir unsur değil tam tersine rahatlatandır. Nerden biliyoruz “Erihna Ya Bilal” ezanı oku namaz kılalım diyen Hz. Muhammed As doğru söylemiştir. Beden ve gönül yorgunluğu Allah c.c emrine göre harekete bağlıdır.

Din tanımını en kısa ve özlü tarifi şöyle. Allah tarafından konulan ve onun tarafından vazifelendirilen Resul elçi vasıtasıyla akıl sahibi insanlara tebliğ edilen, onlara dünya ve ahiret saadet yollarına gösteren bir sistemdir. Tek din vardır ve adı İslam’dır. Hak dinler batıl dinler veya başka türlü adlandırılmalar yanlıştır.

Dinin kaynağı Allah olduğu gibi insandaki din duygusunun kaynağı da Allah'tır. Allah, yaratılış esnasında bu duyguyu insana yerleştirmiştir. Rum suresi 30. Ayet açık kesin ve nettir. Dinin mükâfat ve ceza konusu olarak tarif eden ilim sahipleri nitelik açısındandır. Evet, bu dinin emir ve yasaklarının olması gerekir. Yapıldığı veya terk edildiği zaman bunun karşılığının olması normaldir.

Nerden başlanmalıdır sorusu önemli. Allah kendini isim ve sıfatları ile tanıtmış. 99 tane olan bu isimler en güzel isimlerdir. Kuran bu konuda gerekli bilgileri verir. Allah’u Teâlâ’ya itaat onu tanıma ile mümkündür. Onun bize tanıtması ile bildiğimiz zaman muti bir varlık oluruz. Bugüne kadar dini bir ihtiyaç olarak görmeyenler elbette sevemezler. İşin temelinde Allah c.c gereği tanıyamadıklarındandır. Bu sefer bu kesim onu kendileri tanımlarlar. Aslında bu rol çalmaktır. Bu durumda Allah var kabul edilse bile etkinliği yok gibidir. Rabbimiz bu konuda şu haberi veriyor:“Onlar Allahın kadrini hakkiyle bilemediler. Şüphe yok ki Allah yegâne kuvvet sahibidir, mutlak gaalipdir.” Hac 74

Yani, Allah’ı gereği gibi tanımak istemediler. Onu mutlaka ya ortaklar icat ederek veya Onun zatını ve sıfatlarını keyiflerine göre tanımlayarak tarif etmeye kalktılar. Ona oğullar isnat ettiler, Ona ait yetkileri onun elinden almaya veya birileri ile paylaştırmaya kalktılar. Bunu da asla iyi niyetle yapmadılar.

Bu ayet, Allah’u Teâlâ’nın güç ve kudretinin yüceliğini, kudretinin kemalini ve zihinlerin hayret ettiği büyük fiillerin onun kudretine nispet edilince çok küçük ve hakir kalacağını ve âlemi yok etmenin Ona göre pek kolay bir şey olduğunu temsil yoluyla anlatmaktadır. (Eb’us-Suud) Zümer 67. Ayette geçen “kabza” kelimesi, mecazen “bir sıkım veya bir avuç” anlamlarına gelir. Burada “bir tutam” diye ifade edilmesi, kıyametin Allah’ın kudretinin yanındaki basitliğini çok güzel ifade etmektedir. “Yemin” ise; sağ demek olup; “kuvvet” anlamında kullanılır. Zira “filan filanın avucundadır” demek; “onun emri ve idaresi altındadır” demektir.

Ayetin devamında ise “kıyamet günü yer tamamen O'nun avucundadır ve gökler sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir.” Buyruluyor.

İnsan Allah’ın kudretini ancak kendisinin yeniden dirilmesiyle tam olarak kavrayabileceği gerçeğinden dolayıdır. İnsan ölüp yeniden dirildiğinde her şeyi anlayacak ama iş işten geçmiş olacak. Neden böyle oluyor?

Dünyada zulüm var, zayıfları koruyacakları halde tam tersini işliyorlar. Kümler onlar gücü eline geçirenler. Bir kesim de soruyor: Tanrının gücü zayıf mı? Zalimlere, tiranlara Netanyahu'lara neden bir şey olmuyor?

Şöyle açıklama getirmişler eskiler. “Ufak suçlar mesela bir adamın ensesine bir tokat attınız bu Ağır Ceza Mahkemesine gitmez. Belki karakola bile gitmez orada Kahvedekiler araya girer Mahalleli barıştırır.

Ama iş büyüdü ufak tefek yaralanmalara sebep oldu En azından bu iş karakola gider. Adam öldürüldü, iş artık ağır cezalıktır. Vatan hainliğine varan ülkeye kötülükler yapıldı büyük yolsuzluklar yapıldı iş Yüce Divan'a gider.

Binlerce insanın ölümüne, aç kalmasına soykırımına sebep olan büyük suçların dünyada cezası yoktur cezası cehennemdir. Dünyada ona sadece bir defa idam ya da müebbet hapis verebilirsiniz daha ağır ceza dünyada yoktur.”