Türkiye son yıllarda ekonomik krizlerle, yüksek enflasyonla ve artan işsizlikle zorlu bir süreçten geçiyor. Ama bu krizlerin en fazla etkilediği gruptan biri var ki, o da kadınlar. Kadın yoksulluğu, sadece düşük maaşlarla geçinmek zorunda olmak değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel baskılarla da şekillenen bir sorun. 2026 yılına geldiğimizde, Türkiye’de kadınların ekonomik hayatta daha güçlü bir şekilde yer alması bekleniyor. Ama bu hedefe ulaşmak için hâlâ atmamız gereken çok adım var.
Kadınlar, Yoksulluğun En Kırılgan Hedefi
Kadınların iş gücüne katılımı hâlâ erkeklerden çok daha düşük. 2026’da, kadınların iş gücüne katılım oranı biraz artmış olabilir, ama kadınların çoğu hâlâ düşük ücretli, güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalıyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine bakacak olursak, kadınların iş gücüne katılım oranı %34, erkeklerde ise bu oran %65. Kadınlar, daha düşük maaşlar alıyor, genellikle aynı işi yapan bir erkeğe kıyasla daha az para kazanıyorlar. Ayrıca çoğu kadın, sigorta ve sağlık güvencesi olmadan çalışıyor. Kısacası, kadınlar sadece düşük maaşlarla geçinmek zorunda kalmıyor, aynı zamanda iş güvenceleri de yok.
Özellikle kadınların çalıştığı sektörler çoğunlukla hizmet sektörüne ve düşük ücretli işlere odaklanıyor. Kadınların iş güvencesi sağlanamıyor; sosyal sigorta hakları çoğu zaman eksik ya da hiç yok. Çoğu kadın, sigorta güvencesi olmadan çalışmak zorunda kalıyor. Bu da kadınları sadece yoksullukla değil, aynı zamanda sağlık, emeklilik ve yaşam güvenceleri gibi önemli sorunlarla da baş başa bırakıyor.
Evdeki Sorumluluklar Kadınların Ekonomik Bağımsızlıklarını Kısıtlıyor
Bir de evdeki işler var. Türkiye’de kadınlar, evdeki bakım ve temizlik işlerinin büyük bir kısmını üstleniyor. Çocuk bakımı, yemek yapmak, temizlik, alışveriş... Bunlar da genellikle kadına ait işler. Bir yandan bu işleri yaparken, bir yandan da dışarıda çalışmak zorundalar. Yani, kadınlar neredeyse iki işte birden çalışıyorlar. Ama evdeki işleri de yaparak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Bu, kadınların dışarıda daha fazla çalışmasını engelliyor. Kadınlar ev işlerinden dolayı iş hayatına katılmakta daha çok zorlanıyorlar. Sonuçta, hem evde hem de iş yerinde çalışıyorlar, ama erkeklere göre yine de daha az maaş alıyorlar. Erkekler ev işlerinden daha az sorumlu olduğu için, iş gücüne daha rahat katılabiliyorlar.
Kadın Yoksulluğu ve Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği
Kadın yoksulluğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir yansıması aslında. Kadınların eğitim, sağlık, konut gibi hizmetlere erişimleri erkeklere göre çok daha kısıtlı. Özellikle kırsal kesimde yaşayan kadınlar, yoksullukla mücadelede çok daha zorlanıyor. Kadınların eğitim olanakları kısıtlı, sağlık hizmetlerine erişimleri sınırlı, iş bulma imkanları ise yok denecek kadar az. Birçok kadın, bu nedenlerden dolayı ekonomiye katkıda bulunamıyor.
Kadın girişimcilerin sayısı da erkeklere kıyasla çok düşük. Kadınlar, iş kurmak istediklerinde, erkekler gibi finansal destek alabiliyorlar mı? Hayır, genellikle daha zorlanıyorlar. Kadınların iş dünyasında yer edinmesi, pek çok engelle karşılaşıyor. Bu da onların ekonomik bağımsızlıklarını kazanmasını zorlaştırıyor.
Kadınların Yoksullukla Mücadelesindeki Engeller
Kadınların yoksullukla mücadelede karşılaştığı engellerin başında toplumsal cinsiyet normları geliyor. Toplum, kadına belirli roller biçiyor. Kadın, evde temizlik yapmak zorundadır, çocukları o büyütmelidir, bakımı o yapmalıdır. Bu da kadının dışarıda çalışmasını zorlaştırıyor. Kadın, evdeki tüm bu sorumlulukları yerine getirmeye çalışırken, bir yandan da iş hayatına katılmaya çalışıyor. Ama çoğu zaman başaramıyor.
Bunun bir de iş yerinde ayrımcılık boyutu var. Kadınlar, birçok iş yerinde erkeklerle aynı pozisyonda olsalar bile daha düşük maaşlar alıyorlar. Üstelik, bazı kadınlar iş yerlerinde cinsel taciz ve ayrımcılıkla da mücadele ediyor. Kadınlar iş hayatına katılmak istediklerinde, bu engellerle karşılaşıyorlar ve bu da onları daha da kırılgan hale getiriyor.
Kadın Yoksulluğunu Azaltmanın Yolu: Politika ve Toplumsal Değişim
Kadın yoksulluğunu bitirebilmek için, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini ortadan kaldıracak politikaların uygulanması şart. 2026’da, bu sorunu çözebilmek için atılabilecek birkaç önemli adım var. İlk olarak, kadınların iş gücüne katılımını artıracak politikalar uygulanmalı. Kadınlara, erkeklerle eşit maaşlarla çalışma imkanı sağlanmalı. Kadın girişimciliği destekleyen projelere yatırım yapılmalı. Kadınlara, iş dünyasında daha fazla fırsat sunulmalı.
Ev işlerinin de daha adil paylaşılması gerekiyor. Kadınların iş gücüne katılımını engelleyen en büyük engellerden biri, evdeki sorumluluklardır. Erkekler de evdeki işlere yardımcı olmalı. Bu, kadınların iş gücüne katılmalarını kolaylaştırır. Aile içindeki roller daha eşit paylaştırılmalı ki kadınlar ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilsin.
Gelecek İçin Umut Var mı?
Kadın yoksulluğunun ortadan kaldırılması, sadece kadınlar için değil, tüm toplum için önemli bir mesele. 2026’da kadınların iş gücüne eşit fırsatlarla katılabilmesi, sadece kadınları değil, tüm toplumu güçlü kılar. Kadınlar, ekonomik bağımsızlıklarını kazandığında hem kendileri hem de toplum daha güçlü olur.
Ezcümle
Kadın yoksulluğunu çözmek için yapılacak her adım, toplumsal eşitliğin de bir adımı olacaktır. Eğer Türkiye, bu konuda güçlü bir politika değişikliği yaparsa, kadınların ekonomik güçleri, ülkenin kalkınmasına katkı sağlar. 2026’da atılacak adımlar, kadınların toplumdaki yerini daha da güçlendirebilir. Hep birlikte kadın yoksulluğunu aşmak için bir adım atabiliriz.