Yeni bir yıla giriyoruz. Her yeni yıl, insan için durup kendine bakma, yapılanları tartma zamanıdır. Bir bakıma her şeye yeniden başlamaktır.
Herkesin yeni yıldan bir beklentisi vardır. Benim beklentim ise milletimiz ve geleceğimiz adına, dilimize daha fazla sahip çıkmamızdır. Çünkü dil, sadece konuşup anlaşmanın yolu değildir. Derdimizi nasıl anlattığımızı, sevincimizi nasıl paylaştığımızı belirler. İnsan hangi dille düşünüyorsa dünyasını da o dille kurar. Türkçemize sahip çıkmak, aslında kendimize sahip çıkmaktır.
Güzel Denizli’mizin caddelerinde dolaşırken bu konuda göz ardı edilemeyecek sorunlarla karşılaşıyorum. İşyerlerimize isim verirken, Türkçe kelimeler yerine yabancı kelimelerin tercih edilmesi sık rastlanan bir durum hâline gelmiş durumda. Oysa hayatımızı, alışkanlıklarımızı ve gündelik düzenimizi kendi dilimizle kuramadığımızda, farkında olmadan kendimize zarar vermiş oluruz.
Dil, bir milletin hafızasıdır. Bizi bir arada tutan en güçlü bağlardan biri konuştuğumuz dildir. Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir” sözü bu gerçeği açıkça anlatıyor. Kalbi ve zihni zayıflayan bir toplumun kimliği de zamanla yıpranır.
Bu yüzden işe çocuklardan başlamak gerekir. Çocuk önce kendi dilini sevmeli. O dille gülmeli. O dille düşünmeli. Hayallerini kendi kelimeleriyle kurmalı. Dil bir süs değildir; küçük yaşlarda kazanılan bir bilinçtir, aynı zamanda bir aidiyet duygusudur.
Kısa süre önce yolum bir çocuk yuvasına düştü. Yılbaşı hazırlıkları yapılıyordu. Daha kapıdan girerken İngilizce kelimelerle yazılmış süslemeler dikkatimi çekti. Duvarlarda, kapılarda, yabancı dille yazılmış pankartlar vardı. Henüz okumayı bile bilmeyen çocuklara, kendi dilleri dururken başka dillerle seslenmek insanın içini acıtıyor. Dilini küçümseyerek büyüyen bir çocuğun, ileride kimliğine nasıl sahip çıkacağı ister istemez düşündürüyor.
Geçtiğimiz hafta Çamlık Kent Ormanı’nda düzenlenen yılbaşı festivali dolayısıyla bir akşam Çamlık Caddesi’nde yürüdüm. Cadde boyunca sıralanan mağazaların tabelalarındaki yabancı isimlerin fazlalığı içimde bir karamsarlık duygusu oluşturdu. Dil meselesinin artık günlük hayatın her alanına yayıldığını orada daha net gördüm.
Denizli’nin ana caddelerinde kısa bir yürüyüş yapmak, durumun ne hâle geldiğini görmek için yeterlidir. Bir de bir AVM’ye uğrayın. Tabelalara dikkatlice bakın. Yabancı isimlerin Türkçe olanları nasıl geride bıraktığını fark edersiniz.
Kimseye zorla isim dayatılmasını savunmuyorum. Ancak Denizli gibi köklü bir Türk şehrinde bu duyarsızlığın normal karşılanmaması gerektiğini düşünüyorum. Dilimizin bu kadar ihmal edilmesi düşündürücüdür.
Bu kötü manzaranın giderilmesinde ne yapmak gerekiyorsa yetkililer gereğini acilen yapmalıdır.
İnsan diline yabancılaştıkça geçmişine ve tarihine de mesafe koymuş olur. Yahya Kemal Beyatlı’nın, “Türkçe ağzımda anamın ak sütü gibidir” sözü bu bağı sade ama güçlü bir biçimde anlatır. Dil, insanın içinde taşıdığı en vazgeçilmez değerdir.
Yeni yıla girerken dileğim şudur: Güzel dilimize sahip çıkalım. Türkçeyi hayatın kenarına itmeyelim. Derdimizi Türkçe anlatalım. Büyük emeklerle açtığımız işyerlerini Türkçe isimlerle adlandıralım.
Yabancı kelimelerle dolan tabelalarımıza gelin yeniden Türkçeyi taşıyalım.
Türkçenin korunmasını, geliştirilmesini ve gelecek kuşaklara güçlü bir biçimde aktarılmasını millî bir sorumluluk olarak görelim.
2026 yılının hepimize sağlık ve huzur getirmesi dileğiyle…
TÜRKÇE KONUŞ
Türkçe konuş, Türkçe anlat derdini
Baştan sona, Türkçe kur düzenini
Tanrı buyruğudur, sev milletini
Başka sevgilerde, aranıp durma!
Türk’e düşman olan kaybolup gider
Türk’ün has evladı, Türklüğe siper
Tarihte gücümüz, övgüye değer
Başka sevgilere, bağlanıp solma!
Türklük varsa varız, sakın unutma
Kökün, özün, budur senin kurutma
Anlamını iyi belle, dilde sapıtma
Türkçe sevgisini, unutup bitme!
Ulu bir çınardır Türklük devrilmez
Tarihe renk veren gücü tükenmez
Dili var oldukça adı silinmez
Türklükle bütünleş, kaybolup gitme!
Unutursan kimliğini töreni
Küçümsersen konuştuğun dilini
Kaybedersin vatanını, ilini
Sen var ol hep, başkalaşıp küçülme!
(Pınarcık Çeşmesi, 2024, s. 145)