Son yıllarda yaşam, çok daha hızlı akıyor. Çoğu yeniliği, gelişimi ve değişimi yakalamakta gecikiyoruz. Hayat, ‘yüksek hızlı tren’ hızında. Hızdan geçtiğimiz yollardaki manzaraları net, görmediğimiz gibi; hızlı yaşam nedeniyle, değişimi içselleştirmekte de zorlanıyoruz. Gördüklerimiz belleğimizde, pek iz bırakmıyor. Anıların hafızada kalıcı olarak yer etmesi, zorlaşıyor. Sonuç, geri dönüp baktığımızda silik, net olmayan anılar; yaşanmamış yaşamlar. Sosyal medyada bile, en hızlı olan seçiliyor. Facebook’ta kalanlar belirli yaşın üzerinde insanlar. Bu olgudan dolayı, herkes treni kaçırmama, geriye kalmama; telaşı ve gayreti içinde. Bu telaşlı yaşamda yarışı kaybetmemek için hız; adeta olağan hale geldi. Kalanlar kaldı, gidenler gitti.
Oysa evrene, güneş sistemimize, dünyaya baktığımızda her şey; belirli bir sistemde ve belirli hızda hareket ediyor. Ayın kendisinin, dünyanın ve güneşin etrafında dönmesinin bir hızı var. Çiçeklerin yetişme büyüme, çiçek vermesinin bir zamanı ve hızı var. Çocuk dokuz ay 15 günde dünyaya geliyor. Birer aylık hamile dokuz kadından; bir çocuk olmuyor. Su yüz derecede kaynıyor. Aslanın, ineğin, tavşanın, kaplumbağanın kendisine göre bir hızı ve yaşam ritmi var.
Örneğin kaplumbağalar acele etmezler, strese girmezler. Önlerinde kimin olduğu umurlarında değildir. Sadece yürümeye devam derler. Bir adım, sonra bir adım, bir adım daha. Yürürler, bazen sakinlikte bazen de kaosun içinde; ama yürürler. Sonunda yine de hedefe ulaşırlar. Çünkü ilerlemeyi belirleyenin hız değil; sabır olduğu biliniyor. Bilge koşmak zorunda değiliz, diyor. “Sadece kaplumbağa gibi ilerlemeye devam edelim. Yavaş ilerlemede ilerlemedir.” Huzur her zaman baskıdan, daha uzun ömürlüdür.
Hepimizin karar alma sürecini etkileyen; kültürel, toplumsal değerler var. Bizleri sürekli acele etmeye, başkalarıyla yarışmaya, kendimizi yetersiz hissetmeye iten, değerlerimiz. Bu değerler anlam arayışında; olaylara bakışımızı etkileyip, belirliyor. “Yavaşlarsam geri kalırım, yavaşsam başarısızım, herkes benden ilerde.” Oysa içinde yaşadığımız evren böyle çalışmıyor. Kaplumbağa hiçbir zaman tavşanla yarışmıyor. Sadece kendi yolunda emin adımlarla ilerliyor. İnsanın da rakibi yanındaki değil, kendisi. Kıyaslama, yaşamı yarış pistine çevirme; yorucu, sıkıcı, anlamsız.
Bu anlamsızlık nedeniyle bazıları bıkkın, yarışı baştan bırakmış. Hıza ayak uydurmayacaksam, yanımdaki ile aynı anda yapamayacaksam, baştan yarışı kaybedeceksem; neden başlayayım! Çünkü şöyle bir kanaat oluşmuş, “ ya tam yaparım ya hiç yapmam.” Bu düşünce disiplin gibi görünür. Ama gerçekte birçok insanı hareketsiz bırakan, olumsuz bir çekirdek inançtır.
Oysa kaplumbağanın sırrı çok basit: Yavaş bir adımda ilerlemedir. Küçük bir işte ilerlemedir. Yeter ki başla. Yeter ki gayret ve ilerleme sürekli olsun. İnsan fark edip, öğrendiğinde; inançlarını değiştirir. Ve hayat o zaman bir yarış olmaktan çıkar, bir yolculuğa dönüşür. Hayat yarıştan, hızdan uzaklaşıp yolculuğa dönüştüğünde; daha doyumlu, uyumlu ve anlamlı olacaktır.