YAŞA HÜRMET HA?

Bazı; tahtı ile gömülmek isteyen yaşlıları gördükçe, yaşına hürmet edeceğime, taşına hürmet etmeyi tercih ederim diyesi geliyor insanın. Hani şu köhne şirketlerin başına bela olan, ehtiyar(!) yönetim kurulu başkanlarını diyorum. Siz ne anladınız bilmiyorum. :)

Prof. Ali Demirsoy hocanın “Ustaca Yaşam” adlı TED-X konuşmasını dinledim. Dediğine göre; doğadaki tüm canlılar yaşı geçkinlere (tabir yerindeyse) yaşamdan çekilmesi için fırsat verir, özellikle korumaya almak için ekstra bir çaba göstermezmiş. İnsan türü hariç.

Ali Demirsoy hocaya göre; kim bilir bundan kaç bin yıl önce, ilk ateşi buldukları dönem, kabilenin yaşlıları birden önem kazanmaya başlamış. Sanırım ateşi bulan yani uygun iki çubuğu birbirine sürterek kıvılcım ve alev elde eden kişi bunu sır olarak saklamış olmalı ki kocadığında da el üstünde tutmaya devam etmişler. Ta ki ölmeden önce o sırrı başka bir sır taşıyıcısına devredene kadar. Bakınız “sır taşıyıcısı” kavramı da doğmuş oldu.

Annem yaşına hürmet edilesi yaşta artık. Elbette taşıdığı ve aktardığı bilgece sözleri ve yaşam felsefesi de var. Fakat yaşından mı yoksa doğuştan getirdiği katır geninden mi bilinmez, onun hayatını kolaylaştırması için sunduğumuz bir öneriyi kesinlikle kabul etmiyor. Yalvar yakar, ağla feryat et, heç! Umuru bile olmuyor. İnadım da inat!

Birkaç arkadaşıma söz ettim, akla yatkın öneride bulunan olmadı. Ama sonra gazetemiz yazarı, yaş alan deneyimlerine güvendiğimiz Cemal Ataman hocamıza dert yanarken asıl bilgelik önerisi ondan geldi. Dedi ki “Lafını dinlediği kendi yaşıtı birileri, ona bunu önerirse kabul eder.” Vay anneannesini! Hakikaten işe yaradı. Bizim inat gitti, yerine “Tamam tamam, iyi olur, öyle yapalım,” diyen bir haminne geldi. Hay çok yaşa Cemal hocam.

Ali Demirsoy da onlardan işte. Diyor ki hayatı ustaca yaşayabilmek marifettir fakat bu ustalıklı yaşamı, ancak yaşamdan dersler çıkarmış bilge yaşlılar verebilir.

Yaşlıdan yaşlıya da sağlam bir fark var elbette. Örneğin ben çocukken bizim köyde bir yaşlımız vardı. Elinde kızılcık sopası ile okuldan çıkan çocukların peşine düşer, denk getirdiğinin etini kızartırdı. Zavallı bizler rüzgara kapılmış sığırcık kuşları gibi bir o yana bir yana savrulurduk.

Bir de aklıma Mimar Sinan gelir. Dehasını ve onun ürünü sırlarını mezara taşıyan adam. Sırf bu yüzden bilim literatüründe sadece eserleri kalmıştır ve sırları kendisiyle gömülmüştür. Ortalama yüz yaşına kadar yaşamış bir dev ol, sonra da bildiğini kimseye aktarma. Aferin mi diyelim şimdi ona biz?

Yanı sıra “devlet aklı onda, devlet aklı canım” diyerek ön plana çıkarılan ama akıl sağlığından sağlam şüphe edilmesi gereken koltuk sevdalısı yaşlılarımız var. Hani yukarıda girişte değinmiştim ya, onların eleştirisini de size bırakıyorum. Ama içinizden eleştirin. Çünkü başka bir eli sopalı köyün delisi var, aman ha!...