ÜSTÜNLERİN HUKUKU…

2026’nın ilk köşe yazısını yazarken, ihtiyar dünyamızın hal-i pür melali aşağı yukarı şöyle bir şey:
Bir zamanlar dillerden düşmeyen “hukukun üstünlüğü”, “uluslararası hukuk” gibi kavramlar, bu yıla girerken kabuğuna falan çekilmedi; düpedüz söndü. Hani çocukların elinden kaçırdığı bir balon vardır ya… Göğe değil, yerin dibine doğru iner. İşte öyle.

Yerine ne geldi?
Yine bilindik bir kavram:Üstünlerin hukuku.

Bu tiyatronun son uygulamasını hep birlikte izledik. Venezuela Devlet Başkanı Maduro, yatağından derdest edilip, yargılanmak üzere ABD’ye götürüldü.

Milliyet Gazetesinden Zafer Şahin, “ Bu saatten sonra her kim ‘Şu ülkenin lideri işe bisikletle gidiyor’ türünden saçma cümlelerle lügat parçalamaya kalkarsa ağzına kürekle vurmaktan beter edin. Dünyada kimse güvende değil. Devlet Başkanları bile!” demiş.

Bence de…

Derdestten sonra Venezuela’da hayat nasıl mı?
Gayet normal.
Sadece devlet başkanı değişmiş; geri kalan her şey, sanki hiçbir şey olmamış gibi, yerli yerinde. Demek ki bağımsız devlet, egemen millet gibi kavramlar; duvara asılı bozuk saatler gibi. Orada duruyorlar, ama kimse bakmıyor.

Birleşmiş Milletler, NATO, Avrupa Birliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve benzeri uluslararası kurumlar mı?
Onlar da vitrin süsü. Kıymet-i Harbiyeleri, kriz anında kullanılan bir şemsiye kadar. Yağmur hafifse açılıyor, fırtına çıkınca ters dönüyor.

“Dünya Fatihimiz” Venezuela ile yetinir mi?
Elbette hayır. Şimdi gözünü Grönland’a, Kolombiya’ya, Küba’ya dikmiş.
Yakışır!
Aman bize ve Ortadoğu’ya bulaşmasın da, hangi cehennemi fethederse etsin.

Derdi petrolse, işte Venezuela…
Dünya birincisiymiş! Suudi Arabistan’ı bile sollamış.
Tepe tepe kullansın.

Dünyanın hal-i pür melalini anlatmaya devam:

İsrail…
O yine bildiğimiz İsrail. Ateşkes falan? Geçiniz efendim, geçiniz…
Üstünlerin hukuku demedik mi?

Peki YPG / PYD / SDG / PKK?
Bu, ismi kalabalık , kendi maşa olan örgüt, Suriye’de 10 Mart Protokolü’ne uymamış. Ne silah bırakmış, ne kendini feshetmiş. Şaşırdık mı? Hayır.
“Katranı kaynatsan olur mu şeker, cinsi batasıca, illâ cinsine çeker.”

Bunlar Sam Amca’ya güveniyorlarmış.
Çok güvenmesinler. Tarih bu tür “kullan-at” ilişkilerinin çöplüğü halinde. İş bitince buruşturulup bir kenara atılmak, bu işin tabiatında var.

Gelelim meselenin özüne:
Bir kriz anında, bir tehdit karşısında kendi göbeğini kendin kesebiliyor musun?
İşte asıl mesele budur.
Gerçek caydırıcılık da budur.

O yüzden yerli savunma sanayiini tahkim etmeye, güçlendirmeye devam.
Atatürk’ün dediği gibi: “İstikbal göklerdedir.”
Bu saatten sonra galiba sadece istikbal değil, İstiklâl de göklerdedir.

2026, Trump’ın çılgınlıklarıyla başladı ama…
Garip bir şekilde güzel şeyler de oluyor. Özlediğimiz karlı, yağmurlu, hatta buzlu kış günlerine kavuştuk. İnşallah böyle sürer gider; hiç olmazsa gökyüzü hâlâ adil davranıyor.

İç politikada ise dikkat çeken şey: İktidar partisine katılımlar. Şimdiye kadar buraya geçen milletvekili sayısı 15 e yakın.

Efendim, bir de emekli maaşları meselesi…Ben de emekliyim.
Ama hayatım boyunca maaşı, parayı, pulu dert eden biri olmadım. Çok param olduğu için değil; huyum böyle. Zengin olsaydım belki daha çok dert ederdim böyle şeyleri, kim bilir…

Lakin burada bir terslik var.
En düşük emekli maaşı, bu kadar az olmamalıydı.
Bu, sadece bir cüzdan meselesi değil; adalet ve vicdan meselesiydi.

2026’ya böyle girdik işte:
Hukukun üstünlüğü yerlerde, üstünlerin hukuku ayakta…
Ama yine de umut var.
Çıkmamış candan umut kesilmez!