Allah c.c nimetleri saymakla bitmeyeceğini biliyoruz. Onlardan biri de unutma duygumuzdur. Acılar aynı günkü gibi sürse hayat çekilmez. Ama geri tehlikesinin var olduğu da bir gerçek. Rabbimiz işimizi kolaylaştırmış. Bize insana düşen bu bilgiyi ciddiye almaktır.
Peki, unutulmaması gerekenler nelerdir? Allah’ı unutmak, yokmuş gibi davranmak insanın kendisine yapacağı en büyük kötülüktür. Allah inancı, O’na olan güven sarsılmaması gerekiyor. İnsanın müminlerin Allah ile bağını koparması boşluğa düşmesidir. Sıkıntıdır, en büyük kayıptır. Acıyan, seven bağışlayan bir Allah inancı pasifleştirme telafisi zor bir manevi hastalık.
Bir sonraki unutulmamsı gereken gerçek ahiret, hesap günüdür. Din günü borç ve hesap anlamına gelir. Bu gün hesaplı yaşama demektir. O günün sahibi Allah’tır. O gün hiç kimse kimseye fayda sağlamayacağını Kuran haber verir.(İnfitar,19) peki o gün kimden fayda gelir. Kulluk ve yardım yalnız Allah’a yapılır, O’ndan istenir.
Sağanak yağmura rahmet denir, vahiyde yağmur gibidir. Yağmur ve güneşle buluşan toprak içindekileri dışarı çıkarır. Ot bitki, ağaç canlanır yetişir hedef meyve vermektir. Yağmur toprağı borçlandırmıştır, kâinat gereğini yapar ve insana hal lisanı ile sen de benim gibi ol der. Allah akıl, iç yazılım, vahiy ve Resul göndermiş ve tercih hakkı vermiş. Bu bilgi eşliğinde yürümek veya tersi durumunda varacağımız adres bildirilmiş. Cennet ve cehennem olan bu son durakta insana bildirilmiş.
Ne oluyor insana? “Kerim olan Rabbimizden alıkoyan aldatan nedir” bu sorunun cevabı İnfitar suresinde. “Hesap gününü yalanlama” hastalığından kaynaklanıyor. Yokmuş gibi kabullenmeden.
İşin bir boyutu ise din adına aldatanlardan geliyor. Diyorlar ki siz bizim cemaatimizden olursanız bizim şeyhimiz şefaat eder, cehennem zebanisin elinden alır. İnsan kendini kandırıyor veya başkaları aldatıyor. Peki, nasıl çözüm üretiriz? Çok kolay vahiy en doğru sözdür. Bir müslüman günlük namazlarında 17 defa Fatiha okur. İnsan hiç mi merak etmez, ya bu okuduğum sure ne diyor diye.
Bu toprakların insanları genel olarak bu gerçekleri bilir, inanır. Sorun nerede işi ciddiye almakta düğümleniyor.