ULUSLARARASI GERİLİMLER ve KÜRESEL EKONOMİK TEPKİ

Orta Doğu’daki belirsizlik ortamı, enerji piyasaları, finansal piyasalar ve dış ticaret kanallarıyla tüm dünya ekonomisine sirayet etmektedir. Bu ortam dünya ekonomisinde enflasyonist baskıları güçlendirmekte ve ekonomik büyümenin ivme kaybettiği bir konjonktürün oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Dolayısıyla mevcut konjonktür, merkez bankalarının 2026 yılına ilişkin projeksiyonlarının revize edilmesini zorunlu kılmaktadır. Nitekim makroekonomik göstergelerde yapılan güncellemeler, savaş öncesi döneme hızlı ve tam bir geri dönüşün kısa vadede mümkün olmadığını ortaya koymaktadır.

Orta Doğu’daki belirsizliklerin azalmasıyla savaşın makroekonomik etkileri daha net görülecektir. Ancak mevcut gelişmeler, tüm dünya ekonomilerini etkilediği gibi Türkiye ekonomisi üzerinde önemli etkilere sebep olmuştur ve olmaya da devam etmektedir. Enerji fiyatlarındaki artış ve jeopolitik risklere bağlı turizm gelirlerindeki olası düşüş, başta enflasyon ve ekonomik büyüme gibi makro değişkenler olmak üzere ödemeler dengesi üzerindede ek bir baskı unsuru oluşturmaktadır.

TÜİK’in açıkladığı Mart ayına ilişkin enflasyon verileri, beklentilerin altında gerçekleşti. Ancak çekirdek enflasyondaki eğilim, enflasyonist baskıların devam ettiğini gösteriyor. Mart ayına ilişkin olarak gıda enflasyonu görece düşük gerçekleşmiş olsa da enerji fiyatlarındaki artışın mazot ve gübre maliyetleri üzerinden tarımsal üretim maliyetlerini yükseltmesi bekleniyor. Bu durum önümüzdeki dönemde gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü bir baskı oluşma olasılığını güçlendiriyor. Enerji fiyatlarındaki artışın enflasyon üzerindeki yansımaları gecikmeli olarak ortaya çıktığından, söz konusu etkinin tam boyutunun kısa vadede net biçimde gözlemlenmesini güçleştiriyor.

Finansal piyasalar açısından bakıldığında, TCMB savaş sürecinde rezerv yönetimi ve swap işlemleriyle likidite ve TL dengesi oluşturacak şekilde piyasa işleyişini destekledi. Savaş süresince yabancı yatırımcıların piyasalardan çıkış eğilimi öne çıkarken yurt içi yerleşiklerin yatırım tercihleri kritik önem taşır hale geldi. Yerli yatırımcıların Türk lirası varlıklarda kalmaya devam etmesi, kur istikrarı açısından belirleyici bir faktör olarak öne çıkıyor. Bu kapsamda TCMB’nin Nisan ayı toplantısındaki kararı ise ateşkesin kalıcılığına, rezervlerin seyrine ve enflasyona bağlı olarak şekillenecektir. Jeopolitik risklerin yeniden tırmanması senaryosu altında faiz artırımı beklentisi güçlenecektir. Ancak kalıcı bir ateşkesin sağlanması halinde politika faizinin düzeyi ilave bir artış gerektirmeksizin makul bir parasal sıkılığı yansıttığı söylenebilir. Bu süreçte merkez bankasının doğrudan politika faizi değişikliği yerine, likidite yönetiminde daha geniş bir manevra alanı sağlaması faiz koridorunun üst bandını yükseltmesi beklenebilir. Ancak belirsizliklerin tamamen ortadan kalkmadığı mevcut konjonktürde faiz artırım ihtimalinin bütünüyle gündemden çıktığını söylemek mümkün değildir.

Ekonomi yönetimi bu süreçte savaşın ekonomik etkilerini sınırlamak amacıyla proaktif bir yaklaşım sergiledi. Eşel mobil sistemi gibi uygulamalarla enerji fiyat artışları bütçe üzerinden yönetilerek tüketiciye yansıması kısmen sınırlandırıldı. Bununla birlikte bu süreçte turizm sektörüne ve ihracatçılara kullandırılmak üzere toplam 120 milyar TL büyüklüğünde bir kredi paketi devreye alındı. Söz konusu desteklerin ivedilikle alınması reel sektörün finansal dayanıklılığının artırılması bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Bu süreçte reel kesimi ve tasarrufları destekleyecek şekilde para politikası ve maliye politikasının eşgüdümlü bir şekilde uygulanması ekonomik istikrarın korunması açısından kritik öneme sahip.

Ekonomik büyümeye ayrı bir başlık açmak gerekiyor. IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Orta Doğu’daki savaşın küresel ekonomide geri dönülemez bir hasar bıraktığını belirterek, önümüzdeki hafta açıklanacak küresel ekonomik tahminlerin aşağı yönlü revize edileceğini ifade etti. Çünkü Hürmüz Boğazının kapatılması ve bazı Ortadoğu ülkelerinin zarar gördüğü enerji altyapı noktaları nedeniyle petrol-doğalgaz yani enerji arzı ciddi şekilde yara aldı. 3-5 yıl toparlanması zor olacak. Bu da dünya ekonomilerinde stagflasyon riskine zemin hazırlıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Washington’da gerçekleştirilecek IMF ve Dünya Bankası Bahar Toplantıları öncesinde küresel ekonomiye dair karamsar bir tablo çizdi. Orta Doğu’da devam eden çatışmaların enerji arzında tarihin en büyük kırılmalarından birine yol açtığını vurgulayan Georgieva, dünya ekonomisinin yeni bir stagflasyon (düşük büyüme ve yüksek enflasyon) döngüsüne girdiğini ifade etti.

Savaş öncesinde 2026 ve 2027 yılları için büyüme tahminlerini yukarı yönlü revize etmeyi planlayan IMF, hem enerji arzının negatif etkilenmesi hem tedarik zincirinin bozulması gibi çatışmaların yolaçtığı etkilerle tahminlerini değiştiriyor. 14 Nisan’da yayımlanacak Dünya Ekonomik Görünümü raporunda, büyüme tahminlerinin aşağı yönlü enflasyon tahminlerinin yukarı yönlü revize edilmesi öngörülüyor. Tabi yoksul ülkeler bu etkileri daha derinden hissedecekler. Türkiye Ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,6 büyüme kaydetti. 2026 yılı için Dünya Bankası, Türkiye ekonomisinin yüzde 2,8 büyüyeceğini öngörmektedir. 2027 için ise tahmin 3,7 idi. Fakat savaş ve diğer uluslararası gerilimler bu tahminlerin aşağı yönlü revize edileceğini gösteriyor. Savaş senaryoları olmadığı ortamda ilk çeyrekte yüzde 3 büyümesi beklenen Türkiye ekonomisi için gerçekleşmelerin ne olacağını izleyip göreceğiz. İlk çeyreğe çarpıcı yansımalar olmasada, savaşın uzaması halinde büyümenin negatif etkileneceğini söylemek yanlış olmayacaktır.