TATMİN OLMAK

İnsan zayıf olarak yaratılmış. Bu kitabi bilgi insan aleyhine değil tam tersine lehinedir. Moral olarak insan manen bazen coşku bazen ise dibe vurur. Hz. Muhammed As risalet görevi esnasında yaşadığı zorluklar onun içini daralttığını Kur’an haber verir. Ama yapması gereken bir vazifesi vardır. Zafer alıncaya kadar sürmesi lazımdır.

O insandır biz de öyleyiz. Çok çabuk çökebiliyoruz. Yaşamanın anlamı kalmıyor. Mücadele etme isteğimiz azalıyor. Ne yapmalı neyi bilmeliyiz, moralimizi nasıl yüksek tutabiliriz? Kısaca nasıl tatmin olur, huzura kavuşabiliriz?

Aradığımız formül Fecr suresinin son ayetlerindedir. (Allah’tan) memnun, (Allah da) senden razı ol ve Rabbine dön! Şeklindedir. Bu iyi kulların arasına katılmaktır. Eğer bu durumdan kaçınırsa, kendi ile yüzleşmezse “hesap günü büyük bir pişmanlık ile suçunu itiraf edecek ve bu dünyadayken ahiret için hazırlık yapmış olmayı dileyecektir. Esasında imtihan dünyasında olduğumuzdan kul için asıl mesele bu dünya hayatındaki isteklerinin gerçekleşip gerçekleşmemesi değildir. Asıl mesele, Yüce Allah’ın razı olacağı ve Allah’tan razı olmuş biri olarak yaşamak, bu hal üzere ölmek ve bu hal üzere Rabbi’ne dönmektir. Bu durum nefsin tatmin olmasıdır. Başka bir anlayış insanı tatmin etmez.

İnsanın moralinin iyi olması, güçlüklere dayanabilmesi iç kuvvette ihtiyacı vardır. Risalet görevi verilen Hz. Muhammed As niçin namaz kılması istendiği rahatlıkla anlaşılabilir. “Kolay geleni oku ve namaz kıl” Müzzemmil, 20 “Sabırla, namazla Allah'tan yardım dileyin, şüphesiz bu, (Allah'a) saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir.” Bakara, 45 “Direnerek ve dik durarak yardım isteyin!” Sabır “insanın nefsini dizginlemesi”, yani direniştir. Yılgınlık, korkaklık, çöküntü ve dert yanmanın zıddıdır (Râğıb). Bu ayet açılayanlar derler ki: Salâtla üç şey de kastedilmiş olabilir: şer’i manası olan “namaz”, sözlük manası olan “dua”, kök manası olan “dik duruş”. Namaz duanın canlanmasıdır, dua kulun Allah’a dayanmasıdır. Salâtın türetildiği es-salâ “bir şeyi dik tutan şey”dir. Otururken ve ayaktayken insanı dik tutan kemiklere de denir.” Allah’ım namazı önemseyen hakkını vererek ikame edenler kullarının arasına bize de dâhil eyle!

Süs günü

“Musa dedi: “Karşılaşma zamanı, herkesin süslenip, bayram edeceği şenlik günü olsun. Halk kuşluk vakti toplansın.” Ta-ha 59 Hz. Musa'nın Firavun ve sihirbazlarıyla karşılaşma vaktini belirlediği andır. Musa (a.s), hakikatin herkes tarafından net bir şekilde görülmesi için, insanların süslenip toplandığı bayram günü kuşluk vaktini teklif etmiştir. Bu vakit, hilenin boşa çıkarılması için en uygun zaman olarak seçilmiştir

Zaman ve Yer: Hz. Musa, Firavun'un sihirbazları ile yapacağı mücadele için insanların bayramı kutladığı, süs eşyalarını takıp toplandığı (ziynet günü) kuşluk vaktini (duha vakti) belirlemiştir. Amaç: Olayın şöhret bulması ve hakikat ile batılın ayrılmasının herkes tarafından görülmesi hedeflenmiştir. Özgüven: Musa (a.s), Allah'ın yardımıyla kendinden emin bir şekilde bu teklifi sunmuştur. Bu âyet, Firavun'un hile yapmak için zaman ve yer belirleme talebine karşı Hz. Musa'nın açık ve meydan okuyan cevabını içerir.

Kuşluk vakti tabiatın süsünü net olarak gösterdiği andır. Duha suresi dikkat çekicidir. Bu vakit aynı zamanda kerahet vaktinin çıkması demektir. Bayram namazları işte bu vakitte kılınır. Bayram günü insanlar yeni veya temiz elbiseler giyerler. Kurbanlık hayvanlar süslenir.

Kısaca bayramlar bir şenliktir. Ama bir mesaj verir. Her bayramın içinde biraz burukluk ve acıyı da barındırır. O gün dünyaya gelenler yanında vefat edenler de vardır. Hasta, hapishanede yaşayanları da unutmamak lazım değil mi?

Asıl vermek istediği mesaj ise dünya sonrasına yöneliktir. Sevin, neşenin kalıcı olması yanın da acı ve mahrumiyetin devamı da mümkün. O zaman ne yapmak gerekiyor? Allah’ın emirlerini koyduğu yasa bizim için önemli. Hayatı süs günleri haline getirmek mümkün.

Kusursuz kapıya süslü hediyeler kurbanlar yakışır. İnsanlık tarihi ile eşit olan bu ibadet Allah rızası için yapılır.