“Oruç tutasınız ki takvanızı eresiniz”
Bakara 2/283
Bu konuda ilim ehli ne demiş? Kur'an'ın özenle üzerinde durduğu kavramların başında "takva" kelimesi gelmektedir denebilir. Zira insanın dünya ve ahiret mutluluğu bu kavramın zımnında yer alan mana ile gerçekleşecektir.
İslâm ıstılahında ise, insanın kendisini Allah'ın korumasına, himayesine alarak, ahirette zarar ve eleme sebep olacak şeylerden dünyada kendisini muhafaza etmesi yani günahlardan kaçınıp, hayır olan işlere sarılması diye tanımlanmıştır. Bir diğer ifade ile kişinin gücü yettiği oranda Allah'tan korkması demektir. Takva’yı çeşitli mertebe ve derecelere ayırmak mümkündür. Mesela şirkten korunma ilk ve en önemli mertebedir. Daha sonra bunu, kısaca büyük günahlardan kaçınma, küçük günahlarda ısrar etmeme takip eder.
Bu korkuyu, hayat felsefi olarak benimseyerek, duygu, düşünce ve eylemlerini buna göre tanzim edene de "muttakî" denir. Diğer bir ifade ile "takva" Allah korkusudur. Eğer kişi bu korkuyu ifade ederken, gerek bu konuda, gerekse ahirette eylemlerinin doğuracağı kötü sonuçlardan korkmayı kastederse doğru bir davranış içerisine girmiş olur. İşte İslâm'ın hedeflediği ve takva kelimesiyle gerçekleştirmek istediği korku budur. Ancak bir kurt gördüğümüzde hissettiğimiz korku veya ne yapacağı belli olmayan bir zalim idareciden duyulan korku "takva" kavramıyla ifade edilemez. Hz. Peygamber: "Bir yarım hurma ile de olsa -sadaka vererek- kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz buyurmuştur.
Takva, Allah'ın vikayesine (korumasına) girmek, emrini tutup azabından (mahrumiyetten) korunmaktır. Takva, fücurun zıddıdır. Nefsi kurtarmanın, Allah’ın korumasında fenalıktan korunmanın ismidir. Sonucu korunmak olan hayır, itaat, iyilik işlerini kapsar.
Nefsi günahtan korumaktır. Bunun içinde nefsi büyük günahlardan korumak özellikle gereklidir. Râgıb, Şeriatın tarifinde takvanın, günahtan korunmak olduğunu, bunun da haramları terk ile mümkün olacağını ifade etmiştir. Takvalı olabilmek için, korunulması gereken günahları bilmek gerekecek, ilim olmadan takva olmayacaktır. Takva da esas olan korku ve korunmadır. Bunu için de bilgi gerekmektedir.
Takvanın birinci anlamı sakınma korunmadır. Oruç tutmuyor, tutma gereği görmüyorsak korumasız sahipsiz kalmışız demektir. Sapma veya azma kaçınılmazdır. Ahvalimiz iç açıcı değilse isyan, tersi durumunda kendimizi ihtiyaçsız görme azma kaçınılmazdır.
Takva deyince zühd, takvalı deyince de zâhid insan bilinirdi. Yani çok namaz kılan, çok oruç tutan, çok Kur’an okuyan, çok dindar görünen insan olarak tasavvur ederdik. Oysa bu ibadetler kulluk sorumluluğumuzun sadece bireysel alanını ilgilendiren bir bölümüydü. Hâlbuki bu ibadetleri yapmış olmamıza rağmen Rabbimiz, muttaki oldunuz, takvaya erdiniz demiyor. Bilakis “Lealleküm tettekûn/sorumlu olmanız beklenir, duyarlılığınız umut edilir!” buyurur.(Bakara,2/21,
Sorumlu olmamız veya sorumsuzluğumuz kendi tercihimiz ve eylemimizdir. Takvanın faili, bizzat insanın kendisidir. Yoksa Allah durduğu yerde insanı takvalandırmıyor. İnsanın takvalı/sorumlu olmasını istiyor
“Ey insanlık! Rabbinize, mesajına, değerlerine karşı sorumlu, duyarlı olun, korunaklı, bağışıklık sistemi donanımlı, hesabı verilebilir bir yaşam sürün.”(Nisa,4/1;Hac,22/1; Lokman,31/33) ayeti ile tüm insanlığı takvaya/sorumluluk bilincine çağıran Rabbimiz, inanan-inanmayan herkesi, sorumlu ve duyarlı olmaya davet ediyor. Yani takva, iman öncesinde başlıyor ve ömür boyu ahlâkî ve manevî değişim, gelişim ve dönüşüm inkılâbı sağlıyor.
Aslında takva/sorumluluğun, tüm insanlara yönelik bir çağrıdır. Nitekim sevgili Peygamberimiz Sa’sâ b. Naciye müslüman olmuş bir gün Resulullaha gelerek sorar. Ben müşrik iken diri-diri k üzere ölüme götürülen 360 kız çocuğunun her birine ikişer deve vererek kurtarmıştım. Bu iyiliğimin, Allah katında bir değeri ve bana bir ödülü var mıdır ya Resulallah? Der.
— İşte seni imana taşıyan bu iyiliğindir.”(Üsdü’l-Ğabe, 1/520) Bu nebevî harika cevap da imanın temelinin, takvaya/sorumluluk bilincine dayandığını bize anlatmaktadır.
İnsanlığın utanç belgesi, terörist İsrail’in ölüm makinesi açlık, susuzluk, çaresizlik ambargo ve ablukasını delmek üzere ölüm pahasına yola çıkan 55 ülkeden 497 aktivist’in büyük çoğunluğu müslüman değil ama sorumlu, duyarlı, bilinçli insanlar. Üstelik dünya insanlığının vicdanını ayağa kaldıracak kadar sorumlu, duyarlı ve bilinçli ve takvalı insanlar. Yani Allah Teâlâ’nın: “Ey insanlık takvalı sorumlu duyarlı olun” çağrısına kulak kesilmiş, hayatlarını adamış iman namzeti veya iman âbidesi insanlar.
— Allah Rasûlü takvayı şöyle açıklar: “Birbirinize haset etmeyiniz! Kendiniz almak istemediğiniz halde diğerini zarara sokmak için bir malı methedip fiyatını arttırmayınız! Birbirinize buğz etmeyiniz! Birbirinizden yüz çevirip arka dönmeyiniz! Sizden bazılarınız, pazarlık aşamasındaki kardeşinin alışverişine talip olmasın. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz! Müslüman müslümanın kardeşidir. Müslüman müslümana zulmetmez. Yardıma muhtaç olduğu zaman da onu yalnız ve yardımcısız bırakmaz. Onu hor ve hakir görmez. Takvâ işte budur/buradadır.” Rasulullah peş peşe üç defa “takvâ işte buradadır” diyerek her seferinde eliyle göğsünü gösterdi.” (Müslim,4/1986)
Demek ki takva, ıstırabı, sıkıntısı, derdi olana derman, aç-susuz, bîilaç çaresizlere çare olmak, sorumluluk taşımak, yük almak, vicdanı ayağa kaldırmakmış. Kendimiz ayağa kalkamadık, utandık, yere geçtik sessizliğimizden, utancımızdan. Ama insanlığın vicdanını ayağa kaldıran o sorumlu, duyarlı, takvalı Sumud filosuna katılanlara selam olsun!