SEVGİ YOLU

Eskilerin güzel bir sözü vardır:

“Yediğin içtiğin senin olsun, gezip gördüklerini anlat.”

Bu sözü seviyorum. Çünkü insan bazen sadece yaşadıklarını değil, o yerlerde gördüklerini, yaşadığı duyguları ve biriktirdiği hatıraları da paylaşmak ister.

Her yaz olduğu gibi bu yıl da yine Kuşadası Davutlar sahilindeyiz. Yıllardır fırsat buldukça yaz aylarını burada geçirmeye özen gösteriyoruz. Burası masmavi denizi ve tertemiz havası ile artık bizim için vazgeçilmez oldu.

Burada komşularımızla, dostlarımızla yeniden bir araya geliyor, yılın yorgunluğunu güzel sohbetlerle atıyoruz. Günlük hayatın koşuşturmasından biraz olsun uzaklaşabilmek insana gerçekten iyi geliyor.

Buraya her gelişimde kendimi hemen Sevgi Yolu’na atıyorum.

Bazı yollar vardır; insanı yalnızca bir yerden bir yere götürmez. Geçmişine, dostlarına ve unutamadığı güzel günlere de götürür.

Sevgi Yolu benim için böyle bir yerdir.

Denizin kokusu, çam ağaçlarının gölgesi, hafifçe esen meltem…

Burada yürümek bana huzur veriyor. Hele akşam üzeri güneş denizin üzerine yavaş yavaş inerken sahilde yürümek, sonra yol kenarındaki bir banka oturup gün batımını seyretmek bütün yorgunluğumu unutturuyor.

Bu gelişimizde ilk dikkatimizi çeken şey ise sahil boyunca hâkim olan sessizlikti.

Sahil boyunca uzanan yürüyüş ve bisiklet yolu bu sessizlikten nasibini almış.

Geçmiş yıllarda yaz mevsimiyle birlikte dolup taşan sitelerin önemli bir bölümü henüz boş görünüyor. Okullar tatile girmiş olmasına rağmen beklenen hareketlilik yok. Özellikle akşam saatlerinde cıvıl cıvıl olan Sevgi Yolu önceki yıllara göre oldukça sakindi.

Yol üzerindeki mekânlarda da eski canlılık yoktu. Boş masalara bakınca insan ister istemez, “Acaba sezon daha başlamadı mı?” diye düşünmeden edemiyor.

Yıllardır her gelişimde selamlaştığım bir esnaf dostumuzla da ayaküstü sohbet ettik. Fırsat buldukça teknesiyle denize açılıyor, tuttuğu balıkları kendi işletmesinde müşterilerine sunuyor.

Anlaşılan o sabah deniz, bereketini ondan esirgememişti.

Özenle dizilmiş irili ufaklı taze balıklar vitrini süslüyordu, adeta denizin cömertliğini sergiliyor gibiydi. Yüzündeki içten tebessüm ve memnuniyet, emeklerinin karşılığını almış olmanın huzurunu yansıtıyordu. Ancak sohbetimiz işlerin durumuna gelince, esnaf dostumuz duraksadı. Artık eski hareketli günlerin geride kaldığını, satışların önceki yılları arattığını buruk bir ifadeyle anlattı.

Yine de umudunu kaybetmediğini; önümüzdeki günlerde yazlıkçıların geleceğine, Sevgi Yolu’nun yeniden canlanacağına inanıyordu.

İnşallah önümüzdeki günlerde buralar eski canlılığına kavuşur, esnafımızın yüzü güler, yazın bereketinden herkes payını alır.

İlk bakışta buralardaki sessizlik, insanın içinde “Sevgi Yolu değişmiş” duygusu uyandırıyor.

Oysa değişen Sevgi Yolu değil…

Değişen, hayat şartlarının insanları her geçen gün biraz daha zorlaması…

Bugün birçok aile tatile çıkmadan önce bütçesini yeniden hesaplamak zorunda kalıyor. Yakıtı, alışverişi, günlük harcamaları derken herkes daha dikkatli davranıyor. Bunun etkisini yalnız sahillerde değil, hayatın her alanında görmek mümkün.

Ama buna rağmen Sevgi Yolu’nun insana verdiği huzur hiç değişmiyor.

Deniz yine aynı güzellikte…

Rüzgâr yine aynı serinlikle esiyor…

Çam ağaçları yine herkesi gölgesinde ağırlıyor.

Denize yaklaştıkça dalgaların sesi insana ayrı bir huzur veriyor. Gözümüzü sonsuz maviliğe çevirdiğimizde bütün yorgunluğumuzun üzerimizden gittiğini hissediyoruz. İnsanın içi ferahlıyor, ruhu dinleniyor.

Bazı yerleri güzel yapan sadece denizi, ağacı ya da havası değildir.

Orada yaşanan güzel anılar…

Kurulan dostluklar…

Biriktirilen hatıralardır.

Yıllar önce yine bu sahil yolunda yürürken bu duygularla “Sevgi Yolu” şiirini yazmıştım. Bu yürüyüşümde o şiir yeniden aklıma düştü.

SEVGİ YOLU

Ufacık bir esinti, yetiyor huzuruma

Dağda, kırda işim yok, geliversen yanıma

Hayalleri yüklendim, yürüdüm bir başıma

Gönül kapım açıldı, dostlar çıktı karşıma

Sevgi ile bezenmiş, bunca geçen zamanım

Hatıralarla süslü, pırıl pırıl etrafım

Bir çınar gölgesinde, dalında salıncağım

Uçarım bulutlara, zirvesinde efkârım

Ruhum huzur buluyor, o tılsımlı sesinden

Bahçede menekşeler, gül ağacı, böğürtlen

Çimlere uzanmışım, yanı başımda sen

Biraz uzak duralım, sinsi bakan gözlerden

Seninle yan yanayız, depreşti duygularım

Beni ayakta tutan bitmeyen sevdalarım

Buğulandı, uçtu bak, kayboldu telaşlarım

Ne kadar sürer bilmem, seninle saltanatım

Önümde Sevgi Yolu, aklımda gür saçların

Sesleri duyuluyor, yoldaki ağaçların

Masmavi deniz canlı, isyanı dalgaların

Kendime getiriyor, bitiyor saltanatım.

Şiiri yeniden okuyunca bir kez daha gördüm ki aradan yıllar geçmiş olsa da o gün yaşadığım duygular hâlâ ilk günkü sıcaklığını koruyor.

Hayat bütün hızıyla akıp gidiyor.

Binalar yenileniyor, insanlar değişiyor, komşular değişiyor…

Bir zamanlar birlikte yürüdüğümüz, sohbet ettiğimiz bazı dostlarımız bugün artık sadece hatıralarımızda yaşıyor. Onları düşündükçe hem özlüyor hem de birlikte geçirdiğimiz güzel günleri gülümseyerek hatırlıyoruz.

İnsan dönüp geriye bakınca anlıyor ki özlediği, yolun kendisi değil; o yolda yaşadığı güzel anlar, kurduğu dostluklar ve biriktirdiği ölümsüz hatıralardır.

Sevgi Yolu bana her gelişimde bunları yeniden hatırlatıyor.

Çünkü burada sadece yürümüyoruz.

Geçmişimizi…

Dostluklarımızı…

Ömrümüzün en güzel hatıralarını da sessizce yanımızda taşıyoruz.

Sevgi Yolu’ndan, gönül dolusu sevgi ve selamlarımla… İyi haftalar.