SAYILI GÜNLER

“Oruç size sayılı günlerde olmak üzere (farz kılındı). İçinizden kim hasta veya yolcu olursa (tutamadığı gün sayısı kadar) diğer günlerde o sayıyı tamamlasın...” Bakara 2,184

Tüm ibadetlerimizin şartları içinde vakit gereklidir. Sabah namazının vakti girmeden kılınmaz kılınırsa boş hükmündedir. Aynı şart hac, zekât ve oruç için gereklidir.

Oruç ibadetinin vakti sahur iftar arasıdır. Aynı zamanda farz olan orucun vakti ramazan ayı içinde olmalıdır. Kazaya kalanların sonra tutulması kolaylıktır.

Vakit kavramı önemine göre anlaşılırsa az olmasına rağmen çok işler yapılabileceğini de bize söyler. Yeter ki zamanı iyi kullanalım, vakti nasıl kıymetlendirebileceğimizi rabbimiz bize vahiyle öğretir.

Ömür ne kadar kısa değil mi? Cefasını çıkar geriye ne kalır? Çocukluk ihtiyarlık uğraş didin hele bir sağlık sıhhat yerinde ise göz açıp kapanıncaya kadar. Hayatın bir anlamı olmalı değil mi? Az yaşa çok yaşa ben hep böyle yaşarım. Yani rüştümüzü ispat etmiş oluruz.

Ramazan ayı sahur ve iftar arası imsak yapmakla çok şey kazanabiliriz. İmsak iftar arası, sanki ezan ve selâ arası gibi. İmsak sözlükte “bir şeyi tutmak, sımsıkı sarılmak, alıkoymak; bir şeyden el çekmek, kendini tutmak” gibi manalara gelen imsak, terim olarak “ikinci fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden nefsi alıkoymak” demektir.

Bu süre içinde oruç tutan ne kazanır? “Oruçta riya yoktur. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “O benim içindir. Onun mükâfatını de Ben veririm. Oruç tutan yemesini ve içmesini benim için terk etmiştir.” Beyhaki

Biz oruç tutacağız o bizi tutacak sayılı günler geldi ve geçiyor ve biz ahrete doğru gidiyoruz ve o gün için hazırlık yapıyoruz rabbimiz şöyle buyuruyor; “Azık edininiz, biliniz ki azığın en iyisi takvadır. Ey akıl sahipleri, benden sakınınız.” 2,197

Şu dünya hayatında zaman oluyor ki “keşke şöyle yapsaydım” diyoruz. Dünyada kısmen telafisi var bu hayatın ama iş ahrete kalırsa işimiz zor. Bu konuda Rabbimiz! “Ah n’olaydım, keşke bu hayatım için hazırlık yapmış olsaydım” 89, 24

İlim sahipleri fecr suresinin son ayetlerini açıklarken şöyle demişler. Mutlu olmak Cennete girmek için gidilen yol kulların arasından geçer, önce kullarının arasına girmelidir insan. Fildişi kulede yaşayarak cennete giremez, bir dost bir post bana yeter aldatmacıdır

O kulların başında Hz. Muhammed(sav) gelir, O’da sıcak ve soğuktan etkilendi ama sayılı günlerde severek oruç tuttu. İnsan sevdiği bir insan veya yerde zaman ne çabuk geçer dimi? Sahabeler ölmekten değil uzun yaz günlerinde oruç tutamayacaklarını üzülürlermiş. Dua etmekten başka çare yok, Rabbim oruç tutmayı sevenlerden eylesin.

Vakit içinde yapılan ibadet asıldır, kaza gibi fevkalade durumlar için geçerlidir. Hatta ilk vaktinde yapmak evladır, vakit içinde son vakte kadar tehir etmek mümkün olmakla beraber evla olanı ilk vakittir.

Her şey vaktinde güzeldir, geç olanı geciktirmek ciddi alınmadığını gösterir. İbadetler yaşlılığa tehir edilmesi asla tasvip edilemez, çünkü yarın bizim için meçhuldür. Ömürlerimiz bize verilen bir vakittir, içini doldurmak ne kadar güzel ve verimli olur dimi? Evet o zaman ne yapacaksak bu vakitte yapacağız, yaşarsak gene aynısını yapmaya çalışırız.

Birçok insan hayatında keşke der, dünyalık olanlar için üzülmeye değmez ama ahrete bakan yönü varsa keşke dememek için bugünü değerlendirin deriz.

Asr-ı Saadetten bir örnek verelim: Berâ r,a şöyle dedi: Tepeden tırnağa silâhlı bir adam Nebî (sav) geldi ve:–Yâ Resûlallah! Sizinle birlikte önce savaşa mı katılayım, yoksa Müslüman mı olayım? Dedi. Resûl-i Ekrem: –"Önce Müslüman ol, sonra savaş" buyurdu. Bunun üzerine adam Müslüman oldu, sonra savaştı ve neticede şehit oldu. Resûlullah (sav)–"Az çalıştı, çok kazandı" buyurdu. (Buhârî, Cihâd 13; Müslim, İmâre 144)

Hadisi Nasıl Anlamalıyız? Buhârî şârihlerine göre, bu olay Uhud savaşında cereyan etmişti. Peygamberimize gelen Üsayrım lakabıyla tanınan kişi Amr İbni Sâbit'ti. O müşrik olarak gelmiş, hemen Müslüman olup savaşa iştirak etmiş, kâfirlerle kıyasıya savaşarak şehit olmuştu. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, III, 90) Çünkü iman etmesi ile şehit olması arasında bir namaz vakti bile geçmemişti. Fakat o gerçekten inanmış ve işin şuurunda olarak cihada katılmıştı.

Bir insanın işleyeceği işlerin, yapacağı hayırların bir kıymet ifade etmesi ve özellikle Allah katında bir mükâfat ve sevabının olabilmesi için, her şeyden önce o kişinin iman ve İslâm dairesine girmesi gerekir. Yoksa yaptığı işlerin âhirette bir ecri olmaz. İşte bu sebeple, Peygamberimiz kendisine gelen kimselerden her şeyden önce Allah'a ve Resûlü'ne iman etmelerini ve bu imanın gereklerini yerine getirmelerini isterdi. Çünkü kâfirin çalışıp çabalamasının karşılığı kendisine bu dünyada verilir. Onun hayatını sürdürmesi, Allah'ın bütün dünyalık nimetlerinden istifade etmesi, Cenâb-ı Hakk'ın adalet ve merhametinin sonucudur.

Peygamber’in "Az çalıştı, çok kazandı" sözünden onun cennetlik olduğu anlaşılmaktadır. Bazı ameller vardır ki az da olsa ecir ve mükâfatı çoktur. Meselâ kelime-i tevhîd de bunlardan biridir. Bu hadisten son derece samimi bir şekilde iman edip, o imanın gerektirdiği amelleri işlemeye fırsat bulamadan Allah'a kavuşan kimsenin, netice itibariyle cennetlik olduğunu anlıyoruz. Şehitlik ise daha önce birçok defalar ifade ettiğimiz gibi, başka amellerle kıyas edilmeyecek derecede faziletlidir. Bu hadis, konunun önemli örneklerinden biridir. Asr-ı saadette buna benzer örnekler az sayılmayacak kadar yekün tutar. Bilindiği gibi iman etmek yani müslüman olmak, kişinin geçmişindeki günahları silip süpürür ve o insan hayata yeni gelmiş gibi olur.

Hadisten Öğrendiklerimiz; 1.İşin başı iman ve İslâm’dır. Müslüman olmayan kimsenin yaptığı iyiliklerin uhrevî bir mükâfatı yoktur. 2.Allah katında en faziletli amellerden biri de şehitliktir. Bir kimsenin ameli az olsa veya hiç olmasa, fakat faziletine inanarak Allah yolunda cihad ederken şehit düşse, o kimse cenneti hak eder.