SAKSAĞANIN HİKAYESİ

Son yıllarda, ülkemizde hızla kahvehaneler açılıyor. İşsizliğin bir göstergesi mi, sosyal gereklilik mi bilemiyorum. Belki de birçok neden. Benim dikkatimi çeken konu, işyeri levhalarındaki isimler. Yeni açılan hiçbir kafenin ismi Türkçe değil. Bir özenti almış başını gidiyor. Kahvehane isimlerinden hareketle, yaşadığımız kentteki son yıllarda açılan tüm iş yerlerinin levhalarına baktığında; Türkçe isim görmek mümkün değil. Levhalara bakıyorsun: The berber, Barber’s, Men haır studıo, pidefabric, N’S inşaat yazmış. Yüzlerce örnek, yazılabilir. Yabancı isim özentisi, sadece Denizli’de değil tüm Türkiye’de. Yakında toplum rüyalarını bile, yabancı kelimelerle görecek gibi!

Toplumun%30’u Arapçayı kutsal kabul etmiş, yerde Arapça magazin gazetesi görse, alıp kutsal diye tepesine koyacak. Yine toplumun %40’ı İngilizce, Fransızca özentisi içinde. Dil toplumu ayrıştırmanın aracı durumuna düşmüş. Üzülerek okuduğum levhalar, bana saksağanın hikâyesini hatırlattı. Zamanında saksağan kekliğin yürüyüşünü çok beğenmiş. Kekliğin yürüyüşüne özenmiş. Keklik gibi yürümeye çalışıp, kekliğin yürüyüşünü taklit etmiş. Ama bir türlü keklik gibi, güzel yürüyememiş. Zaman içinde kendi yürüyüşünü de unutmuş, ortada sekselemiş kalmış. Sonunda sekselemek saksağanın gerçek yürüyüşü olmuş. Yabancı dil özentisi içinde olanların durumu, saksağanın hikâyesine benziyor.

Yabancı dil öğrenmekle, yabacı dil bilmekle; yazdığım özenti, taklitçilik karıştırılmamalı. İstesek te istemesek te dünya bütünleşiyor. Yabancı dil bilmek, özellikle İngilizce bilmek çok önemli. Bazı yerlerde tek dil bilmekte yeterli değil. Birden fazla dil bilmek gerekiyor. İki dil bilmek büyük başarı.

Yabancı dili taklidi konusunda üzüldüğüm başka bir durum; bu garabete pek itiraz eden, eleştiren fazla kimse yok. Kerli ferli milliyetçiler, solcular, yurtseverler ve Türk aydını olarak tarif edilen kişiler; bu garipliklerin ya farkında değil, yada suspus. Fincancı katırlarını ürkütmekten çekiniyorlar. Türkçenin aşağılık kompleksi içinde tahrip edilmesine, yok edilmesine, bozulmasına ses çıkarmıyorlar. Denizli Barosunda, Türkçe karmaşasını gündeme getiriyorum, meslektaşlarımın büyük çoğunluğu; konuya ilgisiz, duyarsız. Sadece bir avukat arkadaşım, konuşmama ilgi gösterdi; oda Kürt. Dil konusunda hassas, dilin kıymetini, öneminin farkında.

TBMM, siyasi partiler, düşünce kuruluşları, Üniversiteler, Milli Eğitim Bakanlığı, TDK, dille ilgili örgütlenmeler; yabancı kelimelerin Türkçeyi istilası, özellikle taklit levhalar konusunda çalışma yapmalı. Yoksa toplumsal bellek büyük tahribata uğruyor. Geçmiş ile bugün, bugün ile yarın arasındaki kültürel bağlar kopacak! Bir ulusun gerçek yurdu onun dilidir. Dil ulusal belleği belirten güçlü bir varlıktır. Ulusal dil yok olunca ulusal duygularda yitirilir. Toplumların kültürünü oluşturan ve doğuran dildir. Dil insan için hayatın temelidir. Dil kültürlerin taşıyıcısı ve toplumun belleğidir. Dili gelişmemiş toplumların belleği de gelişmez. Belleği gelişmemiş toplumları yönetmek ve sömürmek kolaydır.

Günümüzde kişiler, kendisi ile doğrudan ilişkisi olmayan olaylara duyarsız. Büyük çoğunluk paraya, güce, koyu dindarlığa, gösteriş ve şekilciliğe önem veriyor. Aynı önemi toplumsal değerlere göstermiyor. En büyük toplumsal değer olan dile karşı; İnsanlarımız ve kamu kurumları duyarsız. Kültürel değerleriyle sorunlu bir toplum, görüntüsündeyiz. İnsanımızın büyük çoğunluğu dil konusunda, özenti içinde. Dilini kaybeden toplumlar, ulusal kimliğini de kaybeder. Hiçbir şey kitle kültüründeki yozlaşma kadar, hızlı bulaşmaz. Kendi değerlerine değer vermeyen toplumlar, değer bulamaz