Öğrenciliğimde en sevdiğim dersler Türkçe ve tarihti. Fen bilimlerine ilgi duysam da matematikle barışamadım hiçbir zaman. Lisede Emin Oktay tarihi okuduk. Tarih öğretmenimiz Mehmet Toprak'tı. Biz Nazilli Liseliler O'na "Heredot" derdik. Tarihi, maç anlatır gibi anlatırdı. Hele savaşları, akınları anlatırken "gool!" diye bağırmak gelirdi içimizden. Tarih dersini de Mehmet Toprak'ı da çok severdim.
İlyada ve Odysseus'dan da söz edip anlatmıştı Truva savaşı'nı. Paris'i Hektor'u Priamos'u Hellen'i ilk onun anlatımıyla tanımıştım. Truva'nın barbarca yağmalanışını Truvalıların öldürülüşünü içimiz sıkılarak ondan dinlemiştik ilk kez. Ruhu şad olsun Sevgili Öğretmenimiz Mehmet Toprak'ın.
Yazıya böyle bir giriş yapmamın nedeni, geçtiğimiz günlerde izlediğim 2026 yapımı Odissey filmi. Filmin çekildiğini biliyordum. Denizli'ye gelmesini bekliyordum, nihayet gittim.
Yıllar önce eşimin yengesi Zeynep Hanım'ı Ezine Kemallı köyünde ziyarete gitmiştik. Truva antik kentinin yakın olduğunu duyunca, Çanakkale otobüsüne binip Truva kavşağında inmiş, antik kente kadar yürümüştüm. Kenti ve müzesini gezerken, Truva Savaşı'nı yenilgiyi ve insanların öldürülüşünü izlediğim Truva filminin sahneleri, yeniden içimi yakmıştı. Truva Kralı'nın oğlu Paris, Sparta kralı Menelaos'un Karısı Hellen'i kaçırır. Bunun üzerine ağabeyi Miken Kralı Agemennon tüm Yunanllılar'ı,Truvalılar'la savaşa çağırır. Truvaya giderler. Kanlı savaşlar olur. Tüm gayretlerine rağmen Truva'yı alamazlar. Geri dönmeye hazırlanırlarken İthaka Kralı Odysseus, tahta bir at yapıp, savaş ganimeti gibi bırakmalarını, Truvalılar bu atı kaleye alınca, içindeki askerlerin çıkıp kale kapılarını açmalarını önerir. Yapılan tahta at, içindekilerle birlikte kalenin önüne bırakılır. Sonunda Truva ele geçirilir. Odysseus,Yunanlıların Truvalıları barbarca öldürdüklerini, kenti yaktıklarını görünce pişmanlık duyar.
Odyssey, Odysseus'un Truva'dan geri dönüş öyküsüdür. Anadolulu Homeros'un kitabından uyarlanan Odyssey filmi. Christopher Nolan tarafından yazılmış ve yönetilmiştir. Filmde Mat Damon Zendeya, Travis Scott, Tom Holland Eliot Page Charlize Thron, Anne Hattaway rol alıyorlar. OdysseusTruva savaşından sonra evine dönmek için çıktığı uzun yolculukta eşi Penolepe'ye kavuşmaya çalışırken, efsanevi varlıklarla savaşının yanı sıra, Penolepe ile evlenmek için sarayına çöken yakınları ve barbarlarla mücadeleyi de anlatır.
Odysseus Athika'ya dilenci gibi döner. Rakiplerini öldürüp kimliğini ortaya çıkarır.
Christopher Nolan yazdığı ve yönettiği filmde Truvalılar'a yakın olmuş, Yunanlılar'ın barbarlığını öne çıkarmıştır. Anadolu medeniyetini kopyalayan Yunanlılar'dan yana olan birçok kişinin tepkisini de almıştır. İki saat elli dakikalık filmin bitmesini istemediğimi söylemeliyim. Bugünlerde gösterimde mi bilmiyorum. Bu filmi kaçırmayın mutlaka izleyin.
Konu sinemadan açılmışken yeni gösterime giren bir filmden söz etmek isterim. Oksijen gazetesinde Muammer Brav yazmış. Maskeler aşağı, başlığıyla.
"Sevilen oyuncu Olivia Wilde'nin yönettiği ve Penolepe Cruze ile başrollerini paylaştığı evlilik ve ilişki üzerine cesur komedi The İnvite (davet) vizyonda." Filmin tanıtımı şöyle sürüyor: "Küçük bir müzik grubunu çalıştıran Joe'nun (Seth Rogen) bıkkın yüzüyle açılıyor Davet. Ardından öğrencilerini sahnede bırakıp, taşınır bisikletiyle San Francisco yokuşlarını tırmanırken görüyoruz onu. Oflaya puflaya girdiği evinin antresinde karısı Angela ile tanışıyoruz sonra. 12 yaşında bir kız çocuk sahibi olan çiftin film boyunca izleyeceğimiz tartışmaları da o anda başlıyor. Birbirlerinden, hayattan, bıkkınlıklarını vuruyorlar birbirlerinin yüzlerine çoğu çift gibi"
Hemen çevrenizdeki çiftler aklınıza geldi değil mi?Birbirlerini çekemeyen, birbirlerinden bıkmış çiftler mutlaka vardır çevrenizde. Yalnızca "Bu yaştan sonra olmaz, çocuklarımız üzülür, elalem ne der." Diyerek katlanırlar birbirlerine ve sürdürürler evliliklerini kavga dövüş. Belli yaşlardan sonra yollarını ayırıp boşananlar en yüreklileridir bu çiftlerin. Çiftlerin kavgaları yalnız evin içinde kalmaz dışarıya da taşınır. Çoğunlukla birbirine laf çarparlar. Bazen de açık açık kavga ederler. Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yaşamayı sürdürürler. Geçtiğimiz günlerde böyle bir çiftin varlığına tanık oldum. Beyefendi yoktu, Hanım'ın telefonu çaldı. Sevgilin arıyor sanırım, deyince telefondaki kayıtlı ismi gösterdi. "Deli bozuk" yazıyordu. Vay be! Dedim şaşkınlıkla.
Hanımefendiler, beyefendiler, sevgililer, nişanlılar, adınızın nasıl kaydedildiğine bakın en uygun zamanda. Bilmek en doğal hakkınız. Ama söz verin, kavga çıkarmak, boşanmak yok.
Ben bu "Davet" filmini mutlaka izleyeceğim. Muammer Brav daha çok ayrıntı vermiş. Gerisini okumadım. Yoksa filmin tadı kaçar.
Çerçeve yasa, butlancılar tutuklu belediye başkanları, görevlileri, geciken adalet, yolsuzluk, yoksulluktan söz etmeyeceğim bugün. Dış politikada görülen yanlışlardan söz etsek de elimizden gelen bir şey yok. Ateşle oynamamak gerektiğine inanıyorum. "Yurtta barış dünyada barış." Diyen Atatürk'ü izlemek yeter. Şah olayım derken mat olmanın gereği yok. Eğitimin başına getirilen tekin olmayan adam da canımızı sıkmaya devam ediyor. Yasaları çiğniyor, Anayasayı ihlal ediyor, laikliği çiğniyor... Şimdi de kıyafet diye tutturdu. Sana ne öğretmenin kıyafetinden. Önlük, diye tutturdu.
Örnek olsun o zaman. Madem eğitimin başında, önlük giysin O da. Sözde bu yazıda girmeyecektik bu konulara. Adam sende, diyemiyoruz işte. Bari güzel şiirlerle bitirelim yazımızı. Behçet Necatigil'den gelsin şiirler.
Hoşça kalın dostça kalın. Ara sıra film izleyin. Umutsuz kalmayın.