NİCE BAYRAMLARA

On bir ayın sultanı Ramazan’la birlikte bir bayramı daha geride bıraktık.

Bayram, takvimde üç gün gibi görünse de bıraktığı iz bakımından çok daha uzun sürer. Kimi evlere taşıdığı huzur ve mutlulukla, kimi gönüllerde bıraktığı sessiz sızıyla etkisini günlerce hissettirir.

Bayram sabahını yaşayanlar bilir…

Gün henüz ağarmadan camiye gidenlerin adımlarında ayrı bir heyecan vardır. Bayram namazı insanın içine tatlı bir huzur bırakır. Namaz bitiminde herkes birbirine döner; selamlaşmalar, sarılmalar, tokalaşmalar… “Hayırlı bayramlar” sözleri dudaklardan dökülürken yüzlerde sıcak bir tebessüm belirir.

Cami dönüşü karşılaşılan herkes, uzaktan da olsa birbiriyle bayramlaşır.

Eve girildiğinde huzur bütün sıcaklığıyla kendini hissettirir. Sofra hazırdır. O sofraya oturanların çokluğuyla bu huzur biraz daha artar.

Bayram sabahları tatlı telaşların yaşandığı anlardır.

Baklavalar hazırlanmış, tatlılar, şekerler masadaki yerini almıştır. Kahvaltı, ardından içilen bir bardak çay ya da bir fincan kahve…

Evin büyüklerinin ellerini öpmek, bayramlaşmak en kıymetli sahnelerden biridir. Çocukların aldığı bayram harçlıklarının kendi aralarında küçük bir yarışa dönüştüğü anlara da şahit olursunuz.

Bayram vesilesiyle uzun zamandır görmediğimiz dostlarla hasret giderdik, büyükleri ziyaret ettik, komşularla yeniden muhabbet kurduk…

Ama bayrama rağmen kavuşamadıklarımız da vardı.

Kimi uzak diyarlardaydı, kimi beklediğimiz hâlde gelemedi. Bazıları ise artık hiçbir bayramda kapıyı çalamayacak kadar uzak…

Her evin bayramı bir olmaz. Kimi bayramlaşmaya gelenlerle dolup taşarken, kimi evlerde sessizliğin hüznü vardır.

Mesela ilk defa anasız babasız bayram geçirenlerin içindeki boşluk…

En sevdiklerinin yanında bulunmaması…

Kapıyı açtığında seni karşılayan o tanıdık seslerin olmayışı…

Sofrada bir yerin eksik kalması…

Elini öpecek bir büyüğün bulunmayışı…

Herhalde öyle zamanlarda şu türkü hatırlanır:

Bayram benim neyime,

Kan damlar yüreğime…

Türküler yüreğimizin sesidir!

Boş kalan bir sandalye, çalınmayan bir kapı, sesi özlenen bir insan…

Sevincin yerini sessiz bir hüzne bırakır.

İnsan sağlıklıysa, sevdikleri yanındaysa gönlü ferah olur. Bayramda, bayram gönüllü evlerin kapısı hep açık durur. Gelen geri çevrilmez. Sofraya bir tabak daha koymak yük değil, mutluluktur. Böyle evlerdeki bayram, gerçekten bayram olur.

Her biten günle birlikte yeni bir günün kapısı aralanıyor.

Bayramlarda öyle… Bayramdan geriye ne kaldı?

İnsan en çok ziyaret ettiği kapıları hatırlar. Aslında kapısını çaldığın her gönül bir bayram yeridir.

Bayramlar, gönüller arasında köprü oluşturduğunda güzeldir.

Bayramlar gelir geçer. Ama gönül almak için bayramları beklemeye gerek yoktur.

Hani hep söyleriz, dilimizdedir:

“Sağ olana her gün düğün bayram.” diye.

Onu kastediyorum.

Birini aramak, hâl hatır sormak, hasret gidermek için özel zamanlara ihtiyaç yoktur. Hayatı bayrama çevirmek elimizdedir. Dokunduğun gönüller kadar hayattan pay alırsınız.

İşte o zaman her gün düğün olur, bayram olur.

Önemli olan gönüllere girebilmektir; kırmadan, kırılmadan…

Bu yönüyle Yunus Emre’nin şu sözü hep hatırlanmalıdır:

“Bir kez gönül yıktın ise

Bu kıldığın namaz değil!”

“Baki kalan kubbede bir hoş seda imiş!”

Sevgi, saygı, muhabbet, güzel anılar…

Geride bıraktığımız sadece bunlar olsun.

Sağlık, esenlik dileklerimle…

İyi haftalar…

Sözümüzü hoş bir şiirle tamamlayalım.

“DÜĞÜN OLUR, BAYRAM OLUR”

Baharı özlerim kış geldiğinde

Cenneti görürüm sen güldüğünde

Kulağım sesinde “gel” dediğinde

Düğün olur, bayram olur o zaman!

Tılsımlı sesinle söyle, duyayım

Nağmelerin yankısına uyayım

Aşk adına ne varsa doyayım

Düğün olur, bayram olur o zaman!

Hayat buldum, ayaktayım sayende

Yer ayırdın bana gönül hanende

Gönül eyleyelim mehtap vaktinde

Düğün olur, bayram olur o zaman!

Sakınırım seni kötü dillerden

Gürültüden, eziyetten, kibirden

Biraz olsun pay alırsam sevginden

Düğün olur, bayram olur o zaman!

Her ömrün bir baharı var, kışı da

Mutluluğun anahtarı sabırda

Zor günümde sen var isen yanımda

Düğün olur, bayram olur o zaman!

(Pınarcık Çeşmesi, 2024, s. 48)