NE OLACAK HALİMİZ?

Yoksulluğun kokusunu alabilir misiniz? İnsan bazen alıyor kokuyu. Geçenlerde Nergiz’de bir kasaba girdim. İçeride ufak tefek bir yaşlı kadın vardı. Kasap “Buyur abi,” deyince, önce hanımın işi bitsin, dedim. İçimden, bu kadına yardım edeceğim sanırım, dedim. Kadında bir ezilip büzülme, bir utangaçlık vardı. İşim bir an önce bitse de gitsem telaşı vardı. Kasap, tezgâhın arkasında hazırladığı küçük bir poşeti uzattı. İçinde 150-200 gram gelecek bir kıyma vardı. Kadın avucundaki parayı uzattı. Kasap, “Bu benden teyze,” dedi, parayı almadı. Kadın, sanki yerin yedi kat altından gelen bir sesle teşekkür edip uzaklaşırken, sol elimin başparmağını yukarı kaldırarak memnuniyetimi ifade ettim kasaba. Kasap anlattı: Kadın 10 liralık kıyma istemiş. “İçim acıdı” dedi adam. Gerçekten benim de içim acıdı. Konu yoksulluğa, memleketin son hâline, insanların çaresizliğine geldi.

Hep beni bulur ya, ertesi gün kızımla çarşıya çıkmıştık. O bir markete girdi. Ben de dışarıdaki başka esnafa ait sandalyeye oturdum. Altmışlı yaşlarda, kısacık boylu, güneş yanığı yüzlü, kasketli bir adam gülerek yanaştı. “Merhaba, beni tanıdın mı?” dedi. Tanımadığımı söyleyince, “Şaka yapıyorsun,” dedi. “Ben Denizliliyim, sen nerelisin?” dedim, cevabını aldım. Gülerken, ağzında bir tek diş olduğu görünüyordu. “Tamam, o zaman bana iki ekmek parası verir misin?” deyince, “Tabii veririm, dört ekmek parası da veririm” deyip verdim. Sevindi, gitti. İster ekmek alsın, ister başka bir şey; isteyecek konuma geldiyse, yaşamı zorlaşmış, diye düşündüm.

Yoksulluğun kokusu tütmeye başladı. Hisseden hissediyor, hissizler de çok. Asgari ücret, emekli maaşları… Ortam ortada. Marketler, pazarlar, faturalar cep yakıyor. Kredi kartları şişiyor. Bankadan çektiğim parayı düşürdüm sanıyorsun. Bir televizyon programında, sosyeteden çok zengin bir kadından söz ettiler. Adını söyleyemem. “Geçinemiyorum, faturalar çok yüksek geliyor, şoförümden, çalışanlarımdan utanıyorum,” demiş. Yine bir sanayici beyefendi, “Kârdan zarar ediyorum” demiş. Bunları duyunca, geminin herkes için tehlikede olduğunu görüyorum. Koca koca şirketler batıyor, insanlar işsiz kalıyor.

İnsanlar ikiye ayrılıyor:

Bana ne, adam sende, diyenler.

Ne olacak hâlimiz, insanları yoksulluktan nasıl kurtarabiliriz, diyenler.

Kavga bu ikilide.

Vatan şairi Namık Kemal: “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini, yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?” demişken, Mustafa Kemal Atatürk: “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini, bulunur kurtaracak bahtı kara maderini,” diyerek kutsal isyanı başlatmış. Umudu kaybetmemek gerek, değil mi?

***

“Hayatta en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir; ilim ve fenden başka yol gösterici aramak dalalettir (yoldan sapmak), cehalettir” diyen Atatürk’ün izinde yürüyen Merkezefendi Belediye Başkanımız Şeniz Doğan, Bilim Merkezi kurdu. Görkemli açılış törenine CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katıldı. Halka seslendiği açık hava toplantısında binlerce insanımız vardı. Denizli halkı sınıfı geçtiğini, sınıf atladığını ispatladı bu toplantıda. Onca yağmura ve soğuğa rağmen alanda beklemeleri, umutlarını Özel’e ve kadrolarına bağladıklarının bir kanıtıdır. Hak, hukuk, adalet arayışının yanı sıra fakirlikten, yoksulluktan kurtuluşun da aynı saflarda yer almaktan geçtiğini anladı binler, yüz binler, milyonlar. İşçiye, memura, emekliye reva görülen açlığa isyandı bu topluluğun bu meydana akması.

Uygar ülkeler bilimle bütünleşerek yeni icatlar yaratıyorlar. Financial Times Gazetesi'nin haberine göre, bu dünyanın en büyük sorunu aptallık. Yapay zekânın kurucu babalarından Yann LeCun, insan düzeyinde zekâya ulaşmak için makinelere fiziksel dünyanın işleyişini öğretmenin şart olduğunu söylüyor. Bu yüzden yeni bir mimari üzerinde çalışıyor ve yapay zekâyı videolarla eğitiyor LeCun. Daha fazla zekâ insanların acılarını azaltacak, çünkü derdimiz aptallık.

Yine dünyanın en büyük teknoloji fuarı CES’te tanıtılan ürünlerin en dikkat çekenlerinden biri LG’nin ev robotu CLOİD. Çamaşır katlayan, yemek pişiren, bulaşık makinesi boşaltan, buzdolabından içecek alıp getiren CLOİD, yerde bir kir gördüğü zaman da robot süpürgeye temizlemesi emrini veriyor. Samsung’un gözlük gerektirmeyen üç boyutlu monitörü, 100 dilde not alabilen akıllı yüzük ve akıllı Lego parçaları da katılımcıların ilgisini çekti.

Biz hâlâ yatırlara bez bağlamakta, hurafelerin peşinden gitmekte olalım; eller yeni icatlara devam ediyor. 2026’da yapay zekânın kullandığı sürücüsüz otomobiller piyasaya çıkarılacakmış. Bu bilgileri Oksijen Gazetesi'nin 9-15 Ocak tarihli sayısından aktardım size. Birçok insanın da “Yapay zekâ işini elinden alır mı?” kaygısı var. Yapay zekâ almaz ama yapay zekâyı kullanmayanların işini alır. Merkezefendi Atatürk Bilim Merkezi bu sorunları çözecek. Tabii uzak durmazsak, çocukları uzak tutmazsak.

***

Bilim Merkezi’ni yapan Merkezefendi Belediye Başkanı Şeniz Doğan’ı ve ekibini yürekten kutluyorum. Denizli çok güzel bir kent olma yolunda hızla ilerliyor. O güzelliği yaratan tüm belediye başkanlarını ve CHP örgütünü kutluyorum.

Cemal Süreya’yı sever misiniz? Ben çok severim. Şiirle ilgilenenler, şiir severler çok iyi bilir Cemal Süreya’yı. Azıcık bilenler, soyadının bir harfini bir iddia sonucu kaybettiğini söylerler bilgiççe. Yaşam öyküsü her yerde var. 9 Ocak 1990’da kaybettiğimiz şairden birkaç şiir paylaşalım, yerimiz yettiğince.

"Sana yolculuk yapmak istiyorum

Kes yüreğine giden bir bilet

Cam kenarı değil, can kenarı olsun."

Cemal Süreya.

Umulmadık birgün olabilir bugün

Aslan kardeşçe uzanabilir kayalıklara

Bir çay şöyle yağmurların kokusunda...

Cemal Süreya.

Şimdi sen kalkıp gidiyorsun, git.

Gözlerin durur mu onlar da gidiyorlar, gitsinler.

Oysa ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin...

Cemal Süreya.

Hoşça kalın, dostça kalın, umutsuz kalmayın, bilimden uzaklaşmayın.