MUHATAP

Ramazan ayı Kur’an’ın indirilmeye başladığı bir aydır. Yani kullarına seçtiği elçiler vasıtası ile vahye muhatap olarak kabul etmiş.

Kelime olarak söyleyeni dinlemek, dinleyici kabul etmektir. Mevki makam sahibi biri bizi davet ediyor veya biz görüşmek istiyoruz. Sevgi saygı değer vermek dersek daha doğru olacak.

Allah değer verdiği kuluna kullarına muhatap kabul ediyor. Ve ona vahiy yani Elçi vasıtası ile haber gönderiyor, bilgilendiriyor.“Ey insanlar” huzura ermişiz. Ne yapmalıyız? Susup dinlemeliyiz. Neden anlamak ve yaşamak için. Bu büyük bahtiyarlıktır.

“Bu durum iyidir, güzeldir. Niçin böyle? Çünkü biz insan olarak Kuran’da 23 kere anılmışız. Kur’an’a muhatap olmuşuz. Kendi yararınıza olarak ona inanın. Eğer inkâr ederseniz, bilin ki göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”Nisa 170. “Ey insan, seni engin kerem sahibi, cömert Rabbine karşı ne aldatan nedir?” İnfitar 6

Sorunun cevabı 9. Ayettedir: “hesap gününü yalanlıyorsunuz” Bu surenin adı İnfitar “İlahi emre boyun eğerek bir çekirdeğin filiz vermesi gibi.

Yani nasıl bir yaratan ve yasa kural koyan Allah bir çekirdeği gözlemsek bile yetecek. Zamanı geldiğinde şartlar olgunlaşınca çekirdeğin içindeki filiz kendini gösteriyor, boy veriyor. Bu işimizi ciddiye almamız için yeterde artar bile.

Günde beş kez yapılan çağrı kime? Haberimiz olmadı diyebilir miyiz? İnsanın nankör olmasına bir mana vermek mümkün değil. Küfür bir önyargı ama bilmeden yapılan bir davranış değil. İyiliği iyilik olarak görmemek ne kötü bir şey değil mi?

İnsana yakışan buyur Allah’ım demektir. Ben kendime yeterim benim sana ihtiyacım yok demek büyüklenmek ise çok kötüdür. Böyle olmaktan Allah’a sığınmak lazımdır.

Peki, insan muhtaç olduğu halde niçin kendini yeterli görür? Bunun sebebini Rabbimiz bildirmiş. “Hayır! Şüphesiz ki insan, kendini zengin (ihtiyaçsız) gördüğü için azar” Alak 6-7 bu ayette geçen “istiğna” Kur’an’da 4 kez geçmektedir. Bu konuda ilim sahipleri şöyle demişler: “insanoğlunun lâyık olmamasına ve gerekli özellikleri taşımamasına rağmen öyleymiş gibi görünme ”demektir. Nasıl ki (istikbâr ) “büyük olmamasına rağmen kendini büyük göstermek, büyüklük taslamak” anlamına geliyorsa, (istiğnâ) da “zengin ve ihtiyaçsız olmamasına rağmen insanın kendisini böyle sanması, ukalalık yapması, pervasızlık ve fütursuzluk sergilemesi” anlamına gelir.

Bu tipler kibirli insanlar oldukları için, ilahi rehberliğe ihtiyaç hissetmezler. Bunlar, imandan da Yüce Allah’tan da uzak yaşamayı yeğler; hiçbir işte ilahi bilgilendirmeye yanaşmazlar; çünkü kendilerini kendilerine yeter görürler.

(İstiğnâ) kelimesi, Yüce Allah’ı nitelemek üzere Teğâbun 64,6’da da geçmektedir. Burada belirtildiğine göre, kibirli insanlar, kendilerine peygamber geldiğinde, “Bir insan mı bize yol gösterecek” diyerek inkâr etmiş ve arkalarını dönmüşlerdi. Buna karşılık, Yüce Allah onlara muhtaç olmadığını beyan etmek üzere gerçek (müstağni) nin kendisi olduğunu ifade etmiştir. Yüce Allah onlara değil, onlar Yüce Allah’a muhtaç olduklarını bilmelidirler. Nitekim ayetin sonunda Yüce Allah kendisinin gerçek zengin ve ihtiyaçsız kudret olduğunu beyan ederek, istiğnanın insana yakışmadığını özellikle bu kalıpta dile getirmiştir.

Abese suresinde sözü edilen kibirli kişi, işte tam da buna benzemektedir. Çünkü bunların Hz. Peygamber’den hoşlanmadıkları ve peygamberliğini kabul etmedikleri gibi, yanına gelen Müslümanlardan hoşlandıkları da söylenemez. ‘Abese 80,5’teki [istiğna,] imana karşı bir ilgisizlik olarak tanımlanabilir.

Yüce Allah, Kur’an’da asıl ve gerçek zenginin kendisi olduğunu beyan ederek, dünya hayatındaki zenginlik görüntülerinin birer imtihan aracı olduğunu belirtmektedir. Fâtır 35.15’te, “Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız; zengin olan ve övgüye layık olan ise sadece Allah’tır” .

İnsan azgınlaşınca, azgınlığının sonucuna katlanmak zorunda kalır. Kendini yeterli görmek “sebep”, azgınlaşmak “sonuç”tur. Ateş azabı ise, “sonucun sonucu ”dur. Tekrar vurgulamak gerekirse, bu durumdaki insan tipinin azgınlaşma nedeni, kendisini yeterli ve ihtiyaçsız görmesi, hayatı dünyadan ibaret sayması ve ahiret hayatına itibar etmemesi olarak belirlenmektedir.