Tarih boyunca hiçbir “düzen” sonsuza kadar sürmedi. İmparatorluklar çöktü, saltanatlar yıkıldı; hatta “ebedî” denilen sistemler bile bir gün kendi ağırlığı altında ezildi. Bugün de insanlık benzer bir dönemeçte duruyor. Küresel sermayenin “muazzez nizamı” çatırdıyor. Emperyalizmin finans ağları uzun yıllar doların, faiz sisteminin ve tek merkezli para piyasasının etrafında döndü. Fakat son yıllarda rüzgârın yönü değişti.
Rusya’nın enerji kartını yeniden tanımlaması, Çin’in yuan merkezli ticaret yolları kurması, Hindistan, Brezilya ve Güney Afrika gibi ülkelerin BRICS çatısı altında alternatif bir ekonomik blok oluşturması, artık dünyanın tek kutuplu bir ekonomik düzene boyun eğmeyeceğini ilan ediyor. Bu gelişmeler yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda jeopolitik bir başkaldırının da habercisidir. Çünkü “istikrar” ve “nizam” adı altında dayatılan sistem, aslında küresel sömürünün kurumsallaşmış hâlidir.
Petrol ticaretinden kredi ağlarına kadar her mekanizma yıllardır bir merkezden yönetiliyor. Ancak hiçbir güç, zulüm üzerine kurulu bir düzeni sonsuza kadar yaşatamaz! Gün gelecek, bu sözde kutsal nizamın parıltısı sönecek, makyajı dökülecek, maskesi düşecektir.
Bugün millî ekonomiler birer birer ayağa kalkıyor:
• Kendi para birimleriyle ticareti artırıyor,
• Enerji kaynaklarını millîleştiriyor,
• Yerli üretimi teşvik ediyor,
• Dijital finans sistemlerini Batı hegemonyasından bağımsızlaştırmaya çalışıyorlar.
Bir zamanlar IMF’nin kapısında bekleyen ülkeler, artık kendi kalkınma bankalarını kuruyor. Dün teknoloji ithal eden toplumlar, bugün kendi yazılımını, uydusunu ve savunma sanayisini üretebiliyor. Bu direniş elbette kolay olmayacak. Küresel sistem çıkar ağlarını kolay kolay bırakmaz! Yaptırımlar, kredi tehditleri, medya operasyonları, diplomatik kuşatmalar, etnik ve mezhepsel provokasyonlar, itibar suikastleri, gizli operasyonlar, darbe planları… Her türlü sinsi oyun devreye sokulacaktır.
Ama artık tarihin yönü değişmiştir! Mazlum coğrafyalar uyanıyor, sessiz halklar söz sahibi olmaya başlıyor. Yüzyıllardır kaynakları sömürülen ülkeler, şimdi özneleşme mücadelesi veriyor. Elbette bu mücadele çetin olacaktır. İnsanlık, tarihî bir imtihanın eşiğindedir:
Ya küresel hegemonyadan kurtulup hürriyetini kazanacak ya da topyekûn köleliğe mahkûm olacaktır.
Trump; Türkiye, Hindistan ve Avrupa ülkelerini uluslararası ticarette laf olsun diye mi tehdit etti sanıyorsunuz?
Türkiye’nin bu büyük dönüşümdeki rolü hayati önemdedir. Türkiye ne tamamen Batı’nın çizdiği yörüngeye mahkûm olmalı, ne de Doğu’nun sert politikalarına saplanıp kalmalıdır. Gerçek güç, bu geçiş döneminde denge siyasetiyle millî bir ekonomik düzen kurabilmekte gizlidir. Yerli üretim, bölgesel ticaret, enerji bağımsızlığı ve teknolojik dönüşüm; bu sürecin en önemli dayanaklarıdır.
Unutulmamalıdır ki “muazzez nizam” denilen bu düzen, adalet üzerine değil kapitalist çıkar ilişkileri üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla yıkılmaya mahkûmdur! Bugün yaşanan sarsıntılar, işte bu çöküşün ayak sesleridir. Emperyalizmin finans zırhı çatlayacak, yeni bir ekonomik vicdan doğacaktır. Güç merkezlerinin değil üreten toplumların; sömürünün değil, paylaşımın; dayatmanın değil, direnişin yükseldiği bir çağa insanlık hep birlikte “merhaba” diyecektir.
Dileğimiz odur ki; küresel sermaye eski gücünü yitirirken insanlığı yeni bir “Üçüncü Paylaşım Savaşı”na sürükleyip mahvetmesin.
Allah, insanlığı şeytanın avenesi zalimlerin zulmünden korusun.
Şiir tadında bitirelim:
Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!
Haykırsam, kollarımı makas gibi açarak:
“Durum diye bir laf var, buyurun size durum;
Bu toprak çirkef oldu, bu gökyüzü bodrum!”
Allah insanlığın sonunu hayra dönüştürsün.
Kalın sağlıcakla.