Çocukluğumda topluma zulmedenlerin daha sonraki dönemlerde siyasî, ticarî ve sosyal itibarlarını kaybedip iki paralık olduklarına şahitlik ettim. Hiç şüpheniz olmasın ki mazlum, zalimden hakkını alacak elbette! Ne zaman mı? İlahi adalet tecelli ettiğinde, ömrü olan o korkunç sona mutlaka şahitlik edecek!
Garb-i Karaağaç (Acıpayam) Ovası'nda 18. yüzyıl mültezimlerinin dayanılmaz baskı ve sömürüsüne maruz kalan bölge halkı, zaman zaman şikâyetlerini ayan meclislerine, mutasarrıflıklara ve payitahta iletmiştir. Bu yoğun mültezim baskısı korkunç boyutlara ulaştığında özellikle Kızılhisar Karyesi yer yer yerel yöneticilere isyan etmiştir.
Bu yazımda konunun tarihî belgelerine yer vermeyeceğim. Çünkü editörlüğünü naçizene bendenizin yaptığı İbrahim İmamoğlu'nun "Arşiv Belgelerinde Serinhisar Tarihi II -Sosyal ve Dinî Hayat- " adlı kitabı yakında yayımlanacak. Konunun ayrıntılarını İmamoğlu'nun kitabında bulabilirsiniz.
Rahmetli Hallaççı Mehmet amca (Mehmet Avsan): "Kızılhisar Orta Camii'nin altında ağaların evleri vardı. Ağalar tefecilik yaparlardı. Benim çocukluğumda o evlerin hepsi bir gecede yandı. Daha sonra ağaların çocukları o mülkleri satıp Kızılhisar'dan gittiler. Haramla kazanılan paranın kimseye faydası olmaz, oğlum!.." derdi. Rahmetli Hallaççı Mehmet amca 1930 doğumlu olduğuna göre, anlattığı bu yangın hadisesi takriben 1935-1936'larda gerçekleşmiş olsa gerek.
Kızılhisar'da ağaların zulmüne uğramış halkın muhayyilesinde bu konuları anlatan etiyolojik halk efsaneleri vardır. Aslında halk arasında anlatılan "kızıl-asar hikayesi" de bu zulmlerle ilgilidir. Serinhisar'dan etiyolojik halk efsanelerini derleyip yayımlamak bana nasip olmuştu. • Yaşar Öztürk (1991). Serinhisar Halk Edebiyatı, Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, TDE Bölümü, Ankara. Bu çalışma, Denizli Hizmet gazetesinde 1993'te yayımlandı.
Günümüzün rivayetçi tarih anlayışı, tarihî olayları geçmiş dönemin hikâye külliyatı zannediyor. Oysa kendilerinden çok önce bu topraklarda hüküm sürmüş ağaların, mültezimlerin, paşaların, ayan meclisi üyelerinin isimlerini bugün hatırlayan kalmadı. Ne yazık ki bugünkü ağaların isimlerini de gelecekte kimse hatırlamayacak!
Muktedirlerin gölgesinde, devlet teşvikleri ile göbeğini şişeren günün ağalarından biri:
- Bana bu parayı devlet veriyor! Size ne kardeşim! diye çemkirmişti.
Muhatapları ona:
- Devletin kendine ait parası mı var? Milletten topladıklarını size veriyorlar. Kamunun malı ortaktır, o para milletindir; beyt'ül mâldir. Her bir kuruşunda yetimin hakkı vardır! diye itiraz ettiklerinde ukalaca şöyle cevap vermişti:
- Git hakkını devletten iste! Benim kimseye borcum yok!
Oysa Allah, Kur'an'da bu konudaki hükmünü açıkça belirtmiştir: "Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar; yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar halka gösteriş yaparlar. Ve ufacık bir yardımı (veya zekatı) da engellemektedirler." (Mâ’ûn Suresi, 1-7)
İşte mültezimler de böyleydi. Bir bölgenin gelirini devletten ihale ile alırlar, ihale bedelini devlete peşin öderler, sonra halkın canını okuyarak zorla vergi tahsil ederlerdi. "Ben bu ihaleyi devletten aldım. Alacağımı milletten tahsil edeceğim, benim bu millete borcum yok!" diyecek kadar da zalimdiler.
Aydın'ın Nazilli ilçesi, Esenköy Mahallesi'nde hüküm süren mültezim Arpaz ailesinin yaptırdığı Kule'yi gördünüz mü? Bu Kule, bugün viraneye dönmüş duvarlarında kim bilir ne ibretlik hikâyeler barındırıyordur.
Arpaz Kulesi, depolar, ahır ve müştemilat yapılarından oluşmaktadır. 19. yüzyıl Ayanlık Dönemi'nde inşa edilmiştir ve şato görünümündedir.
Atçalı Kel Mehmet'in bu konakta sığır çobanı olarak hizmet ettiği, konağın sahibinin kızını kendisine istediği; ancak bu isteği geri çevrilerek dayak yediği ve yediği dayağın ardından dağa çıkıp Osmanlı Devleti’ne isyan ettiği söylenmektedir. Bu isyanı bastıramayan bölgenin ayanı ve konağın sahibi Arpazlı Hacı Hasan Bey Rodos’a sürülmüş, isyan bastırıldıktan sonra beraberinde getirdiği Rodoslu ustalarla Arpaz Kulesi’ni inşa ettirmiştir.
Bu olaydan yaklaşık 80 yıl sonra 1911 yılında bu kez torunu Arpazlı Osman Ağa, sel sonucu yıkılan Menderes Köprüsü’nü tamir ettirmediği için bölge halkı tarafından Çakırcalı Mehmet Efe’ye şikayet edilmiştir. Çakırcalı Mehmet Efe, konağı basıp ateşe verir ve Osman Ağa’yı kaçırır. Efe, takip sonucu zaptiyeler tarafından Karıncalı Dağı’nda kuşatılıp öldürülür. Osman Ağa’nın cesedi de o bölgede bulunur. "İzmir’in Konakları" diye bilinen türküde “Bize de derler Çakıcı yar fidan boylu / Yakarız konakları” mısralarında adı geçen konak da Arpaz Konağıdır.
Benzer çatışmaları Kızılhisar ve çevresinde de görmeniz mümkündür. Başta söylediğimiz cümleyi tekrar ederek bitirelim: Hiç şüpheniz olmasın ki mazlum, zalimden hakkını alacak elbette! Ne zaman mı? İlahi adalet tecelli ettiğinde, ömrü olan o korkunç sona mutlaka şahitlik edecek!