Öncelikle ülkemiz ve dünya zor bir dönemden geçiyor.
Ülkelere ve işleyişe baktığımızda genellikle insanları kandırmaya yönelik uygulamaların ön planda olduğu, kolay yoldan para kazanmanın teşvik edildiği yol ve yöntemler ön planda.
Ülkemize baktığımızda da mevcut yasaların bu günkü ülke koşullarına uymadığı ortada iken maalesef bu yapısal hukuk reformu bir türlü yapılamamakta.
Örnek vermek gerekirse;
*Örneğin Türk Ticaret Yasası’na göre bir tüzel şirket bankadan kredi kullanacaksa yalnızca şirket yetkilisinin kredi sözleşmesine imza atması yeterli iken, halen tüm bankalar şirketin kaşesinin yanında şirket ortaklarının kefaletini istemekteler. Peki buna karşı çıkan bir kurum olması gerekmez mi?
Maalesef karşı çıkılmıyor.
*Hukuk uygulamalarında çok üzüldüğümüz bazı konular var. Örneğin; küçük yaştaki çocuklara uygulanan istismarlara, kadınlara yapılan öldürme ve istismarlara, 18 yaş altı oluşan çetelerde öldürme-yaralamaya verilen cezaların bir türlü arttırılmamasına meclis alt komisyondan geçmemesine şaşırıyoruz.
*Para politikalarında uygulanan swap işlemleri ve dövize uygulanan baskılar.
*TCMB Uygulamalarında her yıl ciddi zararlar oluşması vb.
Bu örnekleri açmak mümkün. Bunları niçin yazıyoruz özel sektör ve ya devlet kurumları ne kadar güçlü olur ise masaya oturduğunda pazarlık gücü o kadar fazla olur.
Masaya oturduğumuzda ilgili masanın neler getireceğini ve kazanımları önceden çalışmak gerekir diye düşünüyorum.
Bu konuda Osmanlı’nın ve Türkiye Cumhuriyeti’nin başarılarından örnekler vereceğim;
Osmanlı diplomasisinin sahada zorlandığı ancak masa başında birer siyasi ve diplomatik zekâ harikası olarak kârlı çıkardığı en başarılı anlaşmalar şunlardır:
1. İstanbul Antlaşması (1533) - Avusturya'ya Karşı Üstünlük
• Önemi: Kanuni Sultan Süleyman döneminde imzalanmıştır. Avusturya Arşidükü, Osmanlı sadrazamına eşit sayılarak protokolde Osmanlı hiyerarşisinin altına alınmıştır.
• Kazanım: Bu anlaşma ile Avusturya üzerindeki mutlak siyasi üstünlük masa başında tescillenmiş, Osmanlı padişahı Avrupa'nın tek ve en büyük imparatoru konumuna getirilmiştir.
2. Zitvatorok Antlaşması (1606) - Siyasi Denkliğin Kabülü
• Önemi: Osmanlı Devleti'nin batıdaki üstünlüğünün sarsılmaya başladığı bir dönemde, masa başındaki ustalıkla lehe çevrilmiş bir anlaşmadır.
• Kazanım: Sahada Avusturya karşısında zor duruma düşülmesine rağmen, usta diplomatik manevralarla ele geçirilen bu anlaşmada Habsburg İmparatoru, Osmanlı padişahına denk sayılmış ancak imparatorluk unvanı korunarak savaşın daha da büyümesi ve muhtemel toprak kayıpları ustaca engellenmiştir.
3. Belgrad Antlaşması (1739) - Son Büyük Zafer ve Diplomasi
• Önemi: Osmanlı'nın 18. yüzyılda Rusya ve Avusturya'ya karşı kazandığı son büyük diplomatik zaferdir.
• Kazanım: Fransa'nın arabuluculuğuyla İstanbul'da imzalanmıştır. Avusturya Pasarofça ile aldığı yerleri geri vermiş, Rusya ise Karadeniz'de donanma bulundurma hakkından vazgeçerek büyük bir diplomatik hezimete uğratılmıştır.
4. Edirne Antlaşması (1568) - Ferhat Paşa ile Kazanılan Zirve
• Önemi: Doğuda Safeviler (İran) üzerine yapılan seferler sonrası imzalanmış barış antlaşmasıdır.
• Kazanım: Savaş meydanlarındaki çıkmazı zekice bir diplomasiyle çözen Osmanlı, masada çok başarılı bir müzakere yürüterek Hazar Denizi'ne kadar olan geniş coğrafyada fiili ve hukuki hakimiyetini genişletmiştir.
5. Moskova Antlaşması (1921) - Doğunun Siyasi Zaferi
• Önemi: Klasik Osmanlı dönemi olmasa da, Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin masa başında kazandığı ilk büyük uluslararası siyasi zaferdir.
• Kazanım: Sovyet Rusya ile imzalanarak Doğu Cephesi emniyete alınmış ve bugünkü Türkiye-Ermenistan sınırı (Gümrü-Kars hattı) çizilerek Misak-ı Millî için uluslararası ilk büyük tavizsiz başarı masada elde edilmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nde ise en önemli başarı kanaatimce Lozan Barış Antlaşması’dır. Bu görüşmeler uzun hazırlık yapan Türk heyetinin bir başarıdır.
Lozan Barış Antlaşması görüşmeleri 20 Kasım 1922'de İsviçre'nin Lozan şehrinde resmen başladı. Türk heyetine İsmet Paşa (İnönü) başkanlık etti. Çetin geçen ilk tur görüşmeler, kapitülasyonlar ve Musul gibi hayati konularda uzlaşma sağlanamaması üzerine 4 Şubat 1923'te kesintiye uğradı.
Büyük Çekişme:
Özellikle İngiliz Dışişleri Bakanı Lord Curzon ile İsmet Paşa arasında Doğu sınırları, Boğazlar ve kapitülasyonlar konularında çok sert diplomatik çatışmalar yaşandı.
Masadan Kalkma:
İtilaf Devletleri'nin Sevr'in hafifletilmiş bir versiyonunu andıran taslağı Türk tarafına sunması ve bağımsızlığa gölge düşürecek ekonomik dayatmaları kabul etmeyen İsmet Paşa’nın kararlı tutumu, görüşmelerin 4 Şubat'ta yarıda kalmasına yol açtı.
Bu noktada heyet sürekli Ankara’yı bilgilendirmiş ve en son Atatürk imza atmadan masadan kalkmalarını, masayı devirmelerini ve ülkeye dönmelerini istemiştir.
Heyet ülkeye döndükten sonra ,ivedilikle Türkiye'nin ilk ve kurucu Türkiye İktisat Kongresi, 17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihleri arasında İzmir’de toplanmıştır. Burada esas amaç yurt dışına ve İngiltere’ye verilen mesajdır. İzmir İktisat Kongresi ile yaklaşık 1.370 katılım sağlayan delegenin gücü ve desteği gayet net açık vurgulanmış olup, alınan iktisadi kararlar ivedilikle hayata geçirilmiştir.
Akabinde ise;
Lozan’da ikinci görüşmeler 23 Nisan 1923’e başlamış olup, taraflar 24 Temmuz 1923 tarihinde nihai Lozan Barış Antlaşması'nı imzalamışlardır.
İngiliz heyeti şöyle bir söz etmiştir;
“Bizi savaşta yendiniz, masa başında da yendiniz. Ancak elbet bir gün Londra’ya gelip bizden borç isteyeceksiniz. O zaman bu hesabı göreceğiz”
Görüldüğü üzere hangi konuda olursa olsun masaya oturmadan dersine çalışmak ve fizibilite yapmak oldukça önem arz etmektedir. Buna bağlı olarak ne zaman masadan kalkılacak, ne zaman masa devrilecek ön görülü olmak gerekir.
İnsan ilişkilerinde ve siyasette de durum böyle değil midir?
Masaya kimlerle oturulur? Masadan nasıl kalkılır? Masayı devirirken ülke menfaatleri ön planda mı tutulmalıdır? Bir de sallanan masaya oturulur mu?
Tüm bu sorulara cevap bulmadan masaya kanaatimce oturulmaz.
Benim önerim ise sallanan masaya oturulur ancak sallanan masada denge kaybı yaşayacak ve ya uzun süre sallanan masanın vereceği rahatsızlığa katlanamayacak, rahatına düşkün kişilerle o masaya oturulmaması yönünde olacaktır.
Saygı ile kalınız.