Denizli’de laik eğitimi savunan gruplar alanlardan ortaya çıkan tehlikeye dikkat çekmeye, haklarını savunmaya devam ediyor. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği, Türk Tabipleri Birliği, Tüm Emeklilerin Sendikası, Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı ve 29 Ekim Kadınları Derneği üyeleri Candoğan Parkı önünde bir araya geldi.
“Laiklik Haklarımızın Güvencesidir: Laikliği Savunmak Suç Değil Tarihsel Bir Görevdir” temalı basın açıklaması düzenleyen sendika ve sivil toplum kuruluşları, Laikliği savunan kesimlerin hedef gösterilmesine ve laiklik talebinin suç gibi gösterilmesine tepki gösterildi.
Grup adına açıklamayı Eğitim Sen Denizli Şube Başkanı Hüseyin Özdemir yaptı. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısına tepki gösteren Özdemir, "Irak’ta ‘kitle imha silahı’ yalanıyla yürütülen işgal, Afganistan’da ‘terörle mücadele’ söylemi, Libya’da ‘insani müdahale’ maskesi, Venezüella ve Küba’ya dönük ekonomik ve siyasal kuşatma, hepsinde aynı senaryo, aynı sonuç. İşgal, talan, yıkım ve emekçilerin, halkların yoksullaştırılması" dedi.
İran'a yönelik saldırının da bu zincirin bir halkası olduğuna dikkat çeken Özdemir, amacın bölgeyi yeniden dizayn etmek ve enerji kaynaklarını kontrol altına almak olduğunu vurguladı.
Laikliğin Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkelerinden biri olmasının ötesinde, emekçilerin birliği, eşitliği ve hak mücadelesi açısından vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Özdemir, son dönemde laiklik talebini suç saymaya çalışan, laikliği savunanları hedef gösteren açıklamalar ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın laik ve bilimsel eğitime aykırı uygulamalarını eleştirdi.

Özdemir, "Bu gelişmeler sadece Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı değil aynı zamanda işçi sınıfının, emekçilerin tarihsel ve evrensel kazanımlarını da tehdit etmektedir. Laiklik emekçilerin birliğini, inanç özgürlüğünü ve eşit yurttaşlığı teminat alan bir ilkedir. Hiçbir iktidar dayatması olmaksızın herkesin inancını özgürce yaşayabilmesinin ve farklı kimliklerin eşit haklarla barış içinde bir arada var olabilmesinin güvencesidir. Laikliğe zarar verecek her hamle işçilerin, emekçilerin ve halkın inançlarına göre ayrılmasına ve birbirine düşürülmesine yol açacaktır” dedi.
Ekonomik sıkıntıların arttığı, sermayenin emekçilere daha fazla yoksulluk, adaletsizlik ve güvencesizlik dayattığı dönemlerde emekçilerin kimlikleri üzerinden ayrıştırılmak istendiğine dikkat çeken Özdemir, yoksuldan alıp zengine kaynak aktaran düzenin devamı için toplumu kutuplaştıran böl-parçala-yönet politikalarının devreye sokulduğunu ifade etti. Bu dönemlerde laikliği, barışı, kardeşliği ve demokratik bir cumhuriyeti savunmanın emek ve meslek örgütlerinin asli görevi olduğunu vurgulayan Özdemir, laikliğin kaderciliğe, biat kültürüne ve sorgusuz itaate karşı emeğin hak arama iradesini büyüttüğünü kaydetti. Laik bir düzende işçilerin örgütlenmesi, grev yapması ve hak aramasının günah olarak yaftalanamayacağını anlatan Özdemir, iş cinayetlerinin faillerinin ‘kader’ ya da ‘fıtrat’ denilerek aklanamayacağını, sorumluların suçlarını inançla örtmeye kalkışamayacağını kaydetti.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın ikinci maddesinde cumhuriyetin niteliklerinin "demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti" olarak tanımlandığını hatırlatan Özdemir, bu niteliklerin son yıllarda ağır tahribata uğradığını belirtti. Sosyal devletten, hukuk devletinden ve temsili demokrasiden uzaklaşılması ile laikliği savunmanın suç olarak gösterilmesinin aynı sürecin parçaları olduğunu dile getiren Özdemir, laikliği savunmayı dine karşı saldırı gibi göstermenin Anayasa'nın laiklik ilkesine aykırı olduğunu ifade etti. Özdemir, laikliği savunmanın inançların sermaye ve iktidar güdümüne sokulmasına karşı çıkmak anlamına geldiğini kaydetti, aksini iddia etmenin hem laikliğe hem de toplumsal barışa karşı tehlikeli bir girişim olduğunu belirtti. HABER MERKEZİ




