KÜTÜPHANEDEN ESİNTİLER

Sanırım orta üçüncü sınıfta ya da lise birinci sınıftaydım. Edebiyat meraklısı olarak, bir gün, yeni keşfettiğim Nazilli Şehir Kütüphanesi'ne gittim. Hava bulutluydu, birden yağmur yağmaya başladı dışarıda. Ben oradaki görevliye şiire olan merakımdan söz edince, adam, bana şiirler okumaya başladı, Ezberi iyiydi, kendi şiirlerini de okuyordu ama çok büyük bir problemim vardı. Adamın dişleri, diş fırçası ve diş macunuyla tanışmamış hiç. Konuşurken havaya bir şeyler uçuşuyordu. İki arada bir derede kalmıştım tam anlamıyla. Dışarıdaki yağmur ya da saçıntılar... Bir süre dayandım ve ayrıldım oradan ıslanmayı göze alarak.

O kütüphaneye bir daha hiç gitmedim. Bana bu anıyı Şehir Dergisi'nde Şerif Temurtaş'ın yazdığı, "Şiir Sahne Sanatı Değildir" başlıklı yazısı anımsattı. "Şiir Sahne Sanatı Değildir" öykü gibi roman gibi şiir de kitaptan dergiden okunur. Zaman zaman etkinlikler olabilir ancak bu etkinliklerin CHP'li belediyeler sayesinde, il il, ilçe ilçe, aynı kişilerin sahne sanatıymış gibi sunulmaları son derece yanlıştır. Ki kitapları ve dergileri etkisizleştirdiği düşünülebilir. Ülkenin belli noktalarında liberal, postmodernciler, ya Kültür Bakanlığı ya da belediyeler sayesinde dergi çıkarıyor, kitaplar basıyor. Ancak bu kişiler, hayata dair ne bir eylemde ne bir söylemde ya yoklar ya da en ortadan, görünmeden, kaçak kaçak gözükürler."

Yazarın sözünü ettiği kişiler ya da topluluklar şehir şehir geziyor, okullara gidiyor. İyi şiire, iyi sunuma bir diyeceğim yok. Ya kötü şiir, kötü sunumsa... Benim kütüphane anıma benzer sonuç. Bir daha ne şiirin, ne de şairin yanına yanaşır çocuklar. Yazık olur. Bu konuda son cümlem: Seçici olunuz lütfen.

Şerif Timurtaş'ı bir şiir ile selamlayalım buradan;

MÜJDATA DAİR

hasretin kavurduda yüreğimi

kışlada tütüne vurdum öfkemi

yüzyılların hüznüne vurdu gül suretin

darağacı ve mapus

yaşamının iki kelimesi

seni düşündüm kışlada

bir tütün yaktım öfkelesinden

yürüdüm özgürlüğe bir dağa doğru

senfonik bir şiir gibi

yağmur çiseliyordu

sen gökyüzünü boyarsın voltada

ben yıldızları kışlada

ve bir kez daha yazılsın

direnişin şiiri darağacında

kırlangıçlar bile döndü

bir sen dönmedin

kalakaldım durakda bir başıma

boynu bükük turnalar gibi

yürüdüm bir akşamcı kahvesine

Şerif TEMURTAŞ - 1987

"Ne kadar görgülü adam, ne kadar görgülü kadın" deriz beğendiğimiz kişiler için. Peki nedir görgü?

1. Bir toplumda öteden beri var olan ve uyulması gereken, saygı, incelik gerektiren davranış kuralları. İnsan davranışlarının dış biçimlerini denetleyen kuralların tümü. Toplum içinde davranış bilgisi.

2. Bir kimsenin seziş ve bilgisini arttıracak nitelikte olarak karşılaştığı olgu. Kişiliği üzerinde olumlu etki yapan, deneyerek elde ettiği bilgi deneyim.

Görgülü insan, nazik insan, ince insan diye anılmak mı istersiniz, yoksa görgüsüz kaba diye mi? Argoda öküz, ya da öküzün önde gideni deniyor. Eski dilde adab-ı muaşeret deniyordu.

Adab-ı muaşeret kitapları basılırdı çokça. Bursa Eğitim Enstitüsü'nde okurken, halamın oğlu Hava Astsubay Nail abimin evine giderdim sık sık. Onlarda ordu mensupları için hazırlanmış, mavi kaplı, adab-ı muaşeret kitabı vardı. Nerede nasıl davranılacağı, ince ince anlatılıyordu. O kitabın bana çok yararı olduğuna inanıyorum.

Caddelerde, sokaklarda, toplu ulaşım araçlarında, o kadar kendini bilmez var ki inanamıyorum.

Okullara görgü dersi konmalı, çocuklar küçük yaşlarda görgü kurallarını öğrenmeli. Belediyeler görgü kitapları bastırıp dağıtmalı. devlet adamları konuşmalarıyla, davranışlarıyla örnek olmalı millete. Hiç değilse herkes görgü kurallarından 10 tanesi nedir? Diye bakmalı kaynaklara.

"Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını" Nazlı Berivan Ak'ın, Oksijen Gazetesi'nde, Canbridge Üniversitesi'nde öğretim üyesi ve Oksijen yazarı Özge Öner ile "Herkes Biliyor Geminin Su Aldığını" kitabını konuşmuş.

Özge Öner: "Türkiye gemisi batmaz, kimse merak etmesin" diyor.

"İsveç günlerinde, uykusuz çalışma gecelerinde, yolda gördüğüm ama uzun süre hayal olduğunu düşündüğüm, bir dev tavşandan bahsediyorum kitapta. Onun gerçek olduğunu anladığım anda ne kadar hafiflediğimi dün gibi hatırlıyorum. Buradaki vaziyet de tam olarak böyle. Odada bir fil var ve bizden, onu görmemiş gibi davranmamız bekleniyor. Siyasi ve iktisadi yorumlar, tamamen gündelik hesaplarla yapılır, objektivite kaybolursa, gerçekten de kendi nesnelliğiniz içerisinde delirdiğinizi düşünebilirsiniz. Bana göre entellektüel namus, analizlerimizi, ısrarla gündelik pozisyon almak telaşlarından kurtarmaya çabalamayı gerektirir. Yani tavşan gerçek ve biz bunu yüksek sesle söylemek durumundayız."

Yazarın, Nazlı Berivan Ak'ın, "Bugünün Türkiye'sinde, gemiyi batırmamanın, yol almanın yolu nedir? Sizi hala umutlu kılan ne var?" Sorusuna verdiği yanıt da umut verici. "Türkiye gemisi batmaz, kimse merak etmesin. Gemiyi batırmamak için, önce su aldığını kabul etmek zorundayız. Sonrası kolay değil ama mümkün. Kurumsal aklı güçlendirmek, liyakatı geri çağırmak, akılcı bir ekonomik düzen kurmak, gençlere adil bir alan açmak, toplumsal sözleşmeyi onarmak. Bu ülkenin inanılmaz bir dayanıklılık kapasitesi var ve her şeye rağmen hala adalet özgürlük ve hakikat talep eden bir gençlik var bu topraklarda. Umut bir duygu değil, bir inat biçimi. Ben de o inatla yazıyorum."

Demek ki geminin su aldığını görmek yetmiyormuş, açıkça söylemek ve çözümler bulmak gerekiyormuş. Yani üç maymunu oynamayacak hiç kimse. Elleriyle gözlerini kulaklarını ve ağzını kapatan üç maymun sembolü, ülkemizde üç maymunu oynamak, diye bilinir. Gerçeklere gözünü kapatıp, başını derde sokmamayı, doğruları dinlemeden ve söylemeden, kurnazlıkla aradan sıyrılmayı temsil eder .

Özge Öner Kimdir?

Özge Öner Cambridge Üniversitesi'nde, şehir ve emlak ekonomisi alanında doçent, doktor öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır ve aynı üniversitede Sidney Sussex Collej'de iktisat fellovudur.

Nazlı Berivan Ak Kimdir?

Türkiye Yayıncılar Birliği Genel Sekreteri, 2009 yılından bu yana, editörlük, çevirmenlik ve telif hakları yönetimi görevlerini April Yayıncılık çatısı altında yürütüyor. Çeşitli gazete ve dergilerde uzman yazarlık yapıyor. Kitapçı adlı bir belgesel filmi var.

Özge Öner'in şu cümlesi benim de ilkem. "Bu topraklarda umut, bir duygu değil, bir inat biçimi" Ben de o inatla yazıyorum, umudu kaybetmiyorum.

Hoşça kalın, dostça kalın, umutsuz kalmayın.