Ramazan ayı Kur’an’ın indirildiği( indirilmeye başladığı) bir aydır. Bakara 2, 185
Kur’an kelime olarak anlamı bakımından "okunan şey" veya "okumak" anlamına gelir. Kerim sözcüğü ise "soylu, asil" ve "eli açık, cömert" anlamlarına gelir ve İslâm'da Allah'ın 99 isminden biridir.
Kuran kerim bir kitaptır eşi benzerinin olmayan en iyisi demektir. Ve kimden ve kime geldiğini aldığını da Rabbimiz bildirmiştir. “Şüphesiz, Kuran'ı, Hâkim ve Âlim olan Allah katındandır.” (Neml: 6)
Bu âyette dikkate çeken “Allah c.c “ Hakîm ” ve “ Alîm ” ismine atıfta bulunulur. Hakîm en doğru hüküm veren, en sağlam iş yapan ve yaptığı her iş hikmetli olandır. Alîm ise her şeyi en iyi şekilde bilen demektir. O, mahkukatın mazisi, hâli ve istikbali hakkında eksiksiz bir ilme; kullarının ıslahı ve hidayeti için lâzım gelen tüm tedbir ve tanzimi yapacak bir hikmete sahiptir. İşte bu iki mühim ilâhî ismin tecellisi olan Kur’an-ı Kerim, kulların hâlini ıslah ve onları doğru yola eriştirmek için indirilmiştir.”
“Şüphesiz ki bu (gerçeği) hatırla(t)madır. Dileyen, Rabbine (giden) bir yol tutar.” İnsan 76.29 Kur’an’ın zikr oluşu, onun fıtrata uygun gerçekler içermesi anlamına gelmektedir. Fıtrata işlenen “Yüce Allah’ı tek ilâh olarak tanıma” imzası, Kur’an’ın sunduğu hatırlatmaları fıtratın yadırgamayacağını ortaya koymaktadır. İnsan daha önce aşina olduğu şeyleri duyunca onları hatırlar ve zihninde herhangi bir çelişki ile karşılaşmaz. Bu itibarla “zikir” ile “fıtrat” uyumu son derece önemlidir. Surenin ilk âyetlerinde, hayatın amacının imtihan olması nedeniyle insanın “gerçeği gören ve işiten” bir varlık halinde yaratılması üzerinde durulmuştu. Yorumunu yapmakta olduğumuz bu âyette de, imtihan edilecek insanın sorulara yabancı olmaması için yaratılış özellikleriyle uyumlu olan ilkeler bütününe tezkiratün yani “hatırlatma” adı verilmektedir. Sunulan seçenekler iki temel üzerine inşa edilmektedir: Kişi ya şükredici mümin olur, ya da inkâr edici kâfir olur. Sonu ödüllerle şekillenecek olan cennet yurdunu isteyenler, fıtratlarına nakşedilen tevhidi benimsemelidirler. Bu amaçla kendilerinden istenen davranışlar bütününe hatırlatma anlamın da tezkiratün denmektedir. Ayetteki hâzihî kelimesi “bunlar” anlamında “verilen bütün öğütleri içermektedir.” Eski Diyanet İşleri Başkanlarımızdan Ali Bardakoğlu Bey der ki: bu kitap Hicazda nazil oldu İstanbul’da yazıldı ve Mısırda okundu. Ne zaman anlaşılacak ve yaşanılacak? Der. Haklıdır yerinde bir tespit.
Sadece ramazan da sevabına lafzı okunan bir kitap olmaktan çıkarmalıyız. Ne diyor ve ne demek istiyor maksadı ne? Anlamak ve yaşamak hedefimiz olmalı. Ne yazık ki sadece lafzı ile yetinen bir mirasçı olduk. Bu tür anlayışın avama yönelik hatta onun ötesinde İslami ve Müslümanların düşmanlarının bir tezgâhı olduğu kanaatındayım.
Suudi Arabistan Mısır gibi ülkelerde 24 saat ünlü Kur’an okuyucusu hocaların TV ve Radyolarda Kur’an dinlemek mümkün. Oradaki Müslümanların durumu belli biliyoruz. Despot bir idare ve modern köleler dünya umurlarında değiller. Bu kitap neden bu insanları canlı ve diri kılmıyor? Neden bu anlayışı yeterli görüyorlar? Bu topraklar Hz. Muhammed As yurdu dünyanın merkezi ama bekleneni vermiyor.
Çünkü yaptıkları ile avunuyorlar ve kendilerini avutuyorlar. Petrol bir gün biterse ne olacak? İsrail gibi saldırgan bir komşuya ne kadar güvenilir? Acabalar ve sorular çok.
Kendimize gelelim her yıl namaz kılan oruç tutanlarımızın sayısı azalıyor. Siber suçlar artıyor. Dijital dünya insanımızı aldı götürüyor. Seyirci mi kalacağız yoksa biri bizi gelsin kurtarsın mı diyeceğiz.
Asla çaresiz değiliz bu kitabı anlayarak okuyanlar, yaşayanlar iyiyi kötüyü ayırt eder. Ve elini taşın alına koyar. El birlik olurlar. Âlim değildirler ama ariftirler. Ben onlardan biri neden olmayayım.