Günümüzde uygulanan ekonomik sistemler, ekonomik programlar toplumlarda bireyciliği, rekabeti artırıyor. Sistem rekabetin üzerine kurulmuş. Her sistem aynı zamanda kendi kültürünü, kendi değerlerini de üretiyor. Kişi bu kültürün içinde doğup büyüyor; değerleri de, içinde yaşadığı kültürün etkisiyle oluşuyor. Kişinin yaşama bakışı, kararları, beğenileri, eylemleri; oluşan kültüre ve değerlere göre şekilleniyor. Kararlar eylemlere, eylemler alışkanlıklara, alışkanlıklar, karaktere dönüşüyor. Karakteri de kişinin kaderi oluyor.
Ekonomik, sosyal, kültürel nedenlerin etkisi ile rekabet bazı kişilerin karakteri oluyor. Bu rekabetci karakter, bazılarımızda hasete dönüşüyor. Haset karakterler, yaşamlarında çok huzur bulamıyor. Hasetliği, “Benim çocuklarım zeki, iyi okulları kazanmalı, benim evim başkalarını göre daha görkemli gösterişli olmalı, benim param daha çok, ben daha zekiyim, ben daha güzelim, ben ben ben;” gibi örneklerde görebiliriz. Kıyaslama ve aşırı rekabetçilik; bir yetersizliğin, aşağılık kompleksinin sonucu. Aşağılık kompleksin de olanlar, hayatı sadece yenme-yenilmeye göre değerlendirirler.
Hasetlik başkalarında bulunan(sende bulunmayan) maddi veya manevi imkanların, güzelliklerin, başarıların o kişiden gitmesini istemek veya kendisine gelmesini arzulama, başkasında olanı hazmedememe duygusudur.
Yaşamda, insanı en çok mutsuz eden şeylerden birisi de; kişinin kendisini başkalarıyla kıyaslamasıdır. Başkalarının hayatına bakıp kendi konumunuzu, kendi değerlerinizi, belirlemeye çalıştığınızda; elimizdeki olanları değil, eksik gördüklerimizi büyütürüz. Oysa hepimizin yolu, yükü ve hikâyesi farklı farklıdır. İnsanları anlamak için herkesi kendi hikâyesinin içinde değerlendirmek gerekir. Kendi hikâyeni hep başkalarının hikâyeleri ile kıyaslarsan; üzülen, zarar gören, mutsuz olan ve mutsuz eden sen olursun.
Ruhsal huzur başkalarından iyi olmakta değil, dünkü kendi halimizden daha iyi, daha ileride olabilmekle başlar. Amaç yanımızdakinden değil kendi dünümüzden bir adım önde olmayı hedeflemektir. Çözüm el alemde değil, kendi dışımızdaki dünyada hiç değil. Çözüm kendi içimizde. Çözüm zihnimizin yarattığı yargılardan, korkulardan ve koşullanmalardan kurtulmakta. Cacobo Grinberg’ın dediği gibi “Kendini fetheden, evreni fetheder.”
İnsana yaşamı, yaşadıkları öğretiyor. Hepimizin içinde, herkesin bilmediği, dışarıdan görülmeyen bir hikaye var. Bu yüzden empati yapmak, hâlden anlamak çok kıymetli. Kimimiz yorgunuz, kimimizin kalbi kırık, kimimiz sevgiyi bile zor günlerden geçerek öğrendik. İnsan iyiliği, kötülüğü öfkeyi, merhameti de kendi yaşadıklarının içinden öğreniyor.
Yaşadıklarım bana şunu öğretti; rekabetçileri, hasetleri bile affetmeyi öğren. Yoksa yükün ağır olur, sokağın çöpünü sırtında taşırsın. Yaşadığımız çağda en kıymetli şey eleştirmeden, yargılamadan önce; birbirimizi anlamaya çalışmak. Birbirimizin yükünü hafifletmek. Yükünüzü azaltacak dostlarınızın, çoğalması dileğiyle.